23 Mayıs 2015 Cumartesi

Hz Muhammed (sav) Hakkında Bunları Biliyor Musunuz?


Kitabın baskısı kalmamış. İçinde çok ilginç bilgiler var. Arkadaşların istifade etmesi dileğiyle…

RASÛLULLAH HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

KÂBE
Carlyle'nın Kahramanlar adlı ünlü eserinde Romalı bir tarihçinin eserinde Kâbe'yi zikrettiğini ve onun dünyadaki en eski ve en mukaddes mabet olduğunu beyan ettiğini yazdığını...

AKRABALARI
Peygamberimizin dedelerinden Kusay bin Kilab'ın, Huzaa'lılardan Kâbe emanetlerini alarak, iyi idaresi ile kendi kabilesini saygın bir konuma getirip, Kâbe etrafında topladığını... Bundan dolayı onun kabilesine Kureyş (toplamak, birleştirmek) ismi verildiğini...
Hz. Peygamberin dedesinin babası Haşim'in Mekke'den kışın Yemen'e, yazın Şam'a ticaret seferlerini ilk başlatan zat olduğunu... Hatta Bizans imparatoru ile anlaşma sağlayarak Kureyş tacirlerinin Bizans topraklarında ticaret vergilerinden muaf tutulmasını sağladığını...
Rasulullah'ın dedesi Abdülmuttalib'in uzun boylu, sarışın ve sevimli bir sakal sahibi olduğunu…
Peygamberin babaannesinin isminin Fatıma olduğunu... 
Efendimizin anneannesinin adının Berre olduğunu...
Hz. Peygamberin öz amcalarının Ebu Talib ve Zübeyr olmak üzere iki tane olduğunu, diğer amcalarının üvey olduğunu...
Hz. Abbas'ın Efendimizden 3 yaş büyük olduğunu...
Peygamberimizin dayısının olmadığını...
Amcası Ebu Talib'in Rasulullah daha gençken ve kendisine nübüvvet verilmeden evvel O'nun hakkında bir şiirinde "Tertemiz yüzü aşkı için yağmur talep edilen, dulların hâmisi, yetimlerin sığınağı" dediğini...
İbni Habib adlı müellifin "Ümmehatun Nebi" adıyla bize 20 nesil boyunca Rasulullah'ın ninelerini gösteren calibi dikkat bir çalışma bıraktığını...
Peygamber Efendimizin amcalarının isimlerinin; Haris, Zübeyir, Ebu Talip, Hamza, Ebu Lehep, Gaydak, Mukavvem, Saffar, Abbas olduğunu...
Efendimizin halalarının isimlerinin; Ümmü Hakim, Berra, Atike, Safiyye, Erma, Ümeyre olduğunu...
Bir rivayete göre halası Ümmü Hakim'in Efendimizin babası Abdullah'la ikiz olduğunu...

DOĞUMU-ÇOCUKLUĞU
Mekke'de Rasuli Ekrem'in doğduğu mıntıkanın isminin "Şı'bi Amir" olduğunu...
Rasulu Zişan'ın ana karnına düştüğü yıl Cenabı Hakk'ın Mekke'ye büyük bir bereket verdiğini ve bu senenin "Senet'ül Fethi ve'lİbtihac" (Fetih ve sevin yılı) olarak anıldığını...
Efendimizin doğumunun miladi olarak 20 Nisan 571 olduğunu...
Genellikle Rasuli Ekrem Aleyhissalatu vesselam'ın doğum tarihinin 12 Rebiyülevvel olarak bilinmesine rağmen, Mısırlı büyük astronomi bilgini Mahmud Feleki paşanın Efendimizin 9 Rebiyülevvel Pazartesi günü doğduğunu ispatladığını...
Habibi Zişan'ın doğum yılının 569, 570 veya 571 olduğu hususunun ihtilaflı olduğunu, ama çoğunluğun görüşüne göre 571 olduğunu...
Peygamberi ahirzaman'ın (Aleyhissalatu vesselam) sabaha doğru doğduğunu...
Muhammed isminin cahiliye Araplarınca az bilindiğini, Ahmed isminin ise daha az bilindiği...
Muhammed ismi hakkında merhum âlim Kamil Miras'ın şunları yazdığını: "Muhammed, Peygamberimizin en meşhur ve mübarek ismidir. Kur'an'ın dört ayetinde ve birçok hadislerde, SAV Efendimiz en çok Muhammed ismiyle anılmıştır. Muhammed, te'fil babından meful sığasıdır ki, kesret ve mübalağayı ifade eder. Bu itibarla Muhammed mükerreren medhü sena edilen kimse demektir.”
Ahmed isminin manasının Allahu Teala'yı kemal manada öven ve ivmesini bilen, Muhammed isminin ise fazilet ve güzel: likleri anılarak övgüye mazhar olan demek olduğunu... Mağrib allamesi Kadı Iyaz'ın bu konuda Şifa adlı ünlü eserinde "Rasulullah Muhammed olmazdan evvel Ahmed idi. Diğer bir tabirle Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam), kendisini insanlar medhu sena etmezden evvel o, Allahu Teala'ya medhu sena etmiştir. Bu cihetledir ki, Peygamberimizin Ahmed adı, geçmiş Peygamberlerin kitaplarında zikredilmiş, Muhammed adı ise Kur'an'da verişmiş tir" dediğini...
Cahiliyye Araplarının mukaddes kitaplardan Muhammed isminde bir nebinin zuhur edeceğini bildiklerinden, bazı kimselerin çocuklarına "ilerde o peygamber olabilir" ümidiyle Muhammed koyduğunu...
Peygamberimizin (Aleyhissalatu vesselam) doğumundan önce Arabistan'da Ahirzaman Peygamberinin doğumunun yaklaşıp, adının Muhammed olacağı söylentisinin yaygınlaştığını... Bundan dolayı Kinane, Süleym gibi kabilelerin ve Medine'de Temim kabilesinin Muhammed ismini çocuklarına vermesinin çokça görüldüğünü...
İbni Hacer'in Fethul Bari'de nakline göre Cahiliyye devrinde Muhammed bin Adiyy bin Rebia' nın babasının bir Suriye seyahatinde tanıştığı bir papazdan: "Arabistan'da bir peygamber doğacağını ve isminin de Muhammed olacağını" öğrenmesi üzerine Adiyy bin Rebia ailesinden doğan bütün çocuklara Muhammed isminin konulduğunu...
Hind kutsal metinlerinden Puranalar'da Efendimize (Aleyhissalatu vesselam) işaret sadedinde; "Dünyanın sonlarına doğru çölde bir adamın doğacağı, annesinin ismi güvenilir (Âmine), babasının isminin Allah'ın kulu olacağı, bu zatın yurdundan kuzeye göç etmek zorunda bırakılacağı ve sonra on bin adam yardımıyla kendi yurdunu fethedeceği"nin yazılı olduğunu...
Annesi Amine'nin Efendimiz'i (Aleyhissalatu vesselam) ancak 1 hafta emzirdiğini...
Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe'nin, Efendimizin ilk sütannesi olduğu gibi, Hz Hamza'nın da sütannesi olduğunu ve Efendimizin bu aziz amcası ile aynı zamanda sütkardeş olduğunu...
Peygamberimizin Ebu Birhan adında bir süt amcası olduğunu.
Süveybe'den sonra kısa bir müddet Efendimizi Abdulmuttalib'in hizmetçisi Mirvaha'nın emzirdiğini...
Hz. Nebinin (Aleyhissalatu vesselam) Arap âdeti gereği Abdülmuttalib tarafından doğumunun 7. günü sünnet ettirildiğini...
Rasuli Kibriya (Aleyhissalatu vesselam) ile Hz. Hamza'nın, hem Ebu Lehebln azadlısı Süveybe, hem de Halime binti Ebu Züeyb tarafından emzirildikleri için, iki kanalla sütkardeş olduklarını...
Bir gün Hz. Ali'nin Rasulullah'a neden Hz. Hamza'nın kızıyla evlenmediğini sorması üzerine Zatı risaletpenah'ın; "Hamza'nın kızı, sütkardeşimin kızıdır" buyurduğunu...
Rasulullah'ın yedi yaşında bir göz hastalığına tutulduğunu, Mekke'nin tabipleri soruna çözüm bulamayınca, Ukaz civarındaki bir Hıristiyan tabibin hazırladığı ilaçla iyileştiğini...
Peygamberimizin (Aleyhissalatu vesselam) yüzmeyi 6 yaşında annesiyle gittiği Medine'de, akrabaları Adiyy bin Neccaroğullarının havuzunda öğrendiğini...
Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) dadısı Bereke'nin Hz. Peygamber Hz. Hatice ile evlendiğinde, kendisinin de Abdullah bin Zeyd'e vardığını. Ondan Eymen adlı bir çocuğu olunca Ümmü Eymen lakabını aldığını. Kocası vefat edince Hz. Peygamberin (Aleyhissalatu vesselam) evine döndüğünü. Bir gün Rasulu Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam): "Cennetlik bir kadınla evlenmek isteyen Ümmü Eymen'le evlensin" buyurması üzerine manevi evladı Hz. Zeyd bin Harise'nin onunla evlendiğini, bu evlilikten de Hz. Üsame'nin dünyaya geldiğini...
Rasulu Mucteba (Aleyhissalatu vesselam)'ın amcası Ebu Talip ile Şam seyahatine gittiğinde 12 yaşında olduğunu. Bazı âlimlerin ise 9 yaşında olduğunu söylediklerini...
Siyer kitaplarının yazdığına göre Hz. Peygamberin (Aleyhissalatu vesselam) çocukluğunda amcası Ebu Talib'e çok bağlı olduğunu... Hatta amcasının küçük yaşta onu ticari bir sefere götürme gerekçesi olarak: "Ne yapayım, benden ayrılamıyor. Doğrusu ben de ondan ayrılamıyorum" dediğini...
GENÇLİĞİ
Peygamberi Zişan'ın (Aleyhissalatu vesselam) Hz. Hatice'den önce Ebu Talibin kızı Fahite (Ümmü Hâni) ile izdivaç düşündüğünü... Amcasının ise, onu Mahzumoğullarından Hübeyre'ye verdiğini...
Belazuri'nin nakline göre Efendimiz gençliğinde bir gün amcaları Ebu Talib ile Ebu Leheb kavga ederken, Ebu Leheb'in Ebu Talib'in üzerine çıkıp onu hırpalaması üzerine koşarak onu ittiğini. Bunun üzerine Ebu Talib'in Ebu Leheb'in üzerine çıkıp onu bir güzel dövdüğünü... Kavga bittikten sonra Ebu Leheb'in "Ya Muhammed. Ben de Ebu Talib gibi senin amcanım. Yapacağını bana yaptın. Niçin ona da aynı şekilde hareket etmedin? Neden? Vallahi gönlüm seni asla sevmeyecek, asla" dediğini...
Efendimizin yirmili yaşlarında katıldığı Ficar harplerinde bizzat SAVaşmadığını... Bu konuda; "ben amcalarıma gelen okları bertaraf etmeye çalışıyordum" buyurduğunu...
Merhum Muhammed Ebu Zehra'nın belirttiğine göre Hz. Hatice'nin, Aleyhi ekmelit tahaya ile evlenme yaşının 40 olduğu hususunda siyer uleması arasında ittifak olduğunu. Bu konudaki diğer rivayetlerin sahih olmadığını..
İbni Abbas’a göre Nebi göre Rasuli Ekrem üzerinde Nübüvvetin tecellisinin ilk başlangıcı Kâbe tamiri edilirken izarını çıkarıp sırtına koymak isterken, gözünün kararıp yere düşmesi ve böylece avret yerlerinin açılmasına manen izin verilmemesi olduğunu...

İLK VAHİY VE KUR'AN
Bir mağaraya tefekkür ve inziva için kısa süreli çekilmenin İsmailoğullarında eskiden beri devam ede gelen bir gelenek olduğunu...
Serveri Ekrem Efendimizin peygamberlik gelmeden önce de Hira'da belli aralıklarla inzivaya çekildiğini. Hadis kitaplarında burada yaptığı ibadet hakkında "tehannüs" veya "tehannüf" ifadelerine yer verildiğini... Buharı şarihi Ayni'nin Umde tül Kari adlı eserinde tehannüs kelimesini izah ederken;"Peygamberimizin burada ne surette ibadet ettiği sorulacak olursa bunu tefekkür ve ibretten ibaret olduğunu söyleyebiliriz" dediğini...
Rasulullah'a ilk vahyin bir Pazartesi günü geldiğini...
Rasulullah'a ilk vahyin 6 Ağustos 610 tarihinde geldiğini... Bazı âlimlerin ise bu tarihin 10 Ağustos olduğunu söylediklerini...
İlk vahiy sonrası bir süre vahyin gelmediğini (inkıtai vahy)... Efendimiz (Aleyhissalatu vesselam)'a çok ızdırap veren, ama bir bafcıma onun vahye iştiyakını artıran bu devrenin ne kadar sür düç> konusunda ihtilaf olduğunu... Bazıları üç yıl, bazıları daha az olduğunu söylediklerini... En az söylenen surenin 15 gün olduğunu... Ama tercih edilen görüşün ise, Beyhakî’nin rivayet ettiği altı aylık dönem olduğunu.
İnsanlığın İftihar Tablosuna ilk vahiy olan (Alak 1-5) ayetlerinden sonra ikinci gelen vahyin (Kalem: 1-4) ayetleri olduğunu...
Rasulullah'a (Aleyhissalatu vesselam) bir keresinde deve üzerinde iken vahy geldiğini, Efendiler Efendisinde oluşan ağırlık etkisiyle devenin bacaklarının neredeyse kırılacak hale geldiğini...
Peygamber (Aleyhissalatu vesselam)'ın kâtibi Zeyd bin Sabit ’in (r.a.) vahyin ağırlığını şöyle anlattığını; "Rasulullah'a gelen vahyi yazardım. Vahy nazil olduğunda kendisini bir sıkıntı kaplar, inci taneleri gibi şiddetli ter dökerdi de, ondan sonra açılırlardı. Kendileri bana söyler ben de yazardım. İşim bitinceye kadar o kadar zahmet çekerdim ki, ayağım kırılıyor zanneder ve artık bir daha yürüyemem derdim. Surei Maide nüzul ettiğinde de surenin ağırlığından biz vahy kâtiplerin az kalsın bileklerimiz kırılacaktı" dediğini...
Ebu Hureyre'nin de vahyin nüzul anını şöyle anlattığını; "Vahy nazil olduğunda vahyin bitimine kadar başımızı kaldırıp mübarek yüzüne bakamazdık. Vahy inerken kendisini bir gam ve hüzün istila eder, yüzü kül gibi olur, gözlerini kapar ve horultuya benzer şiddetli şiddetli nefes alırlardı."
İbni Cerir, İbni Sad ve İmam Kastalani'nin İmam Şabi'den rivayet ettiklerine göre Nübüvvetin ilk üç yılında İsrafil (a.s.)'ın Hz. Peygamberin eğitimiyle görevlendirildiğini...
Rasulullah'ın ilk vahiy kâtibinin Mekke döneminde vahiyleri yazan Şurahbil bin Hasene el Kindi olduğunu... Hz. Peygamberin Medine'de ilk vahiy kâtibinin Ubeyy bin Kab el Ensari hazretleri oldugunu...
Kur'an'ın fesahat ve belagatiyle Arabistan'ı sarstığını. Mesela bir edibin Yusuf suresi 80. ayetini işittiğinde; "Şehadet ederim ki hiçbir kimse buna benzer söz söyleyemez" dediğini...

MEKKE'DE İLK YILLAR
Hz. Osman'ın vahyin ilk ışıklarının Hicaz'a yayıldığı günlerde ticaret için gittiği Suriye'den dönerken çölde bir gece; "Ey uyuyanlar! Uyanın! Çünkü Mekke'ye Ahmed geldi" şeklinde bir ses ile uyandığını... Döndüğünde bunu Hz. Ebubekir'e danıştığında, onun eliyle İslam'a girdiğini...
Hz. Talha bin Ubeydullah'ın da aynı günlerde gittiği Busra adlı kasabada bir rahiple karşılaştığını. Rahibin ona "Ahmed'in zuhur edip etmediğini sorduğunu. Hz. Talha'nın "Ahmed de kim?" diye şaşırması üzerine: "Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın oğlu... Bu ay onun çıkacağı ay ve o peygamberlerin sonuncusudur" dediğini...
Allah Rasulüne (Aleyhissalatu vesselam) iman eden ikinci hanımın Hz. Abbas'ın hanımı Ümmü Fadl (asıl adı Lubâbe Bint’ülHaris) olduğunu...
Kureyşlilere göre vahyin en şaşırtıcı ve etkileyici yönünün Rahman isminin ayetlerde çokça geçmesi olduğunu... Hatta onların bunu Peygamberin ilham aldığı bir adam zannederek; "Sana öğretilen her şeyin Yemame'li Rahman adındaki bir adamdan kaynaklandığını duyduk. Biz Rahman'a kesinlikle inanmayız" dediklerini...
Kureyş kâfirlerinin Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) mübarek ismi Muhammed (Övülen)'e karşılık ona Müzemmem (yerilen) ismini taktıklarını... Bunu ilk ortaya atanında Ebu Leheb'in karısı ve Ebu Cehil'in kız kardeşi olan Avra (Ümmü Cemil) olduğunu... 
Müşriklerin Rasulullah'a bir de İbni Ebi Kebşe adını verdiklerini. Bunun sebebinin vaktiyle Huzaa kabilesinden Ebu Kebşe adındaki bir zatın putlara tapmaktan yüz çevirip Şi'ra'lUbur adındaki yıldıza taptığını. Efendimizi (Aleyhissalatu vesselam) ona benzeterek Ebu Kebşe'nin oğlu diyerek onun yolunu takip ediyor demek istediklerini. Bir rivayette bu zatın anne tarafından Efendimizin dedelerinden olduğunu...
Bir başka rivayete göre ise Ebu Kebşe'nin Efendimizin sütannesi Halime'nin kocası Haris'e verilen bir ad olduğunu...
Kamil Miras hocanın Tecridi Sarih şerhinde şöyle bir yorumda bulunduğunu; "Kebşe lugaten üç dört yaşını dolduran koça denir. Bir kavmin ulusuna da ıtlak olunur. Bu cihetle, Peygamberimizin anası tarafından ceddi olan Vehb İbni Abdi Menaf, Ebu Kebşe künyesiyle meşhurdur. Peygamber Efendimiz hilye ve endam cihetiyle Vehb'e benzediği için Kureyş arasında İbni Ebi Kebşe diye de anılmıştır." Merhum Miras, daha sonra yukarıda yazdığımız rivayetleri de sıralayıp; "Sebebi tesmiye (İsimlendirme sebebi) ne olursa olsun, asalet ifade eden, fâhir bir unvandır" demiştir.
Rasuli Ekrem (Aleyhissalatu vesselam)ın amcalarından Ebu Leblebin İslam'a en çok düşmanlık eden iki kişiden (diğeri Ebu Cehil) biri olduğunu. Bir gün yanındakilere; "Muhammed bir takım şeyler vaad ediyor ve onların öldükten sonra olacağını zannediyor. Benim elime ne koydu?" deyip iki eline üflediğini ve "tebben li ha za'd din" (Bu dine yuf olsun.) dediğini...
Rasulullah'ın davet çilesini anlatma babında: "Vallahi benim için, gönderilmiş olduğum bu vazifeyi yerine getirmek, herhangi birinizin şu güneşten bir ateş parçasını koparmasından daha kolay değildir" buyurduğunu...
Bir gün Batnü'nNahle mevkiinde Hz. Peygamber ile Hz. Ali'yi secde ederken gören Ebu Talib'in "Ne yapıyorsunuz yeğen?" diye sorduğunu... Bunun üzerine Efendimizin kendisine durumu anlattığını. Ebu Talib'in ise; "Sizin bu yaptığınız zararsız bir şeydir. Fakat Allah'a yemin ederim ki, siz benim kıçımı hiçbir zaman havaya kaldıramazsınız" dediğini. Seneler sonra, bunu minberdeyken hatırlayan Hz. Ali efendimizin yan dişleri görünene kadar güldüğünü...
"Önce en yakın akrabalarını ikaz edip uyandır" ayeti inince Belâzurî'nin bize naklettiğine göre, Rasulullah'ın bu ayetin etkisiyle bir ay boyunca evine kapandığını, öyle ki, hastalandığını zanneden halaları sağlığını sormak için çıkıp geldiklerini...
Rehberi Ekmelimizin (SAV)ilk davet yıllarında bir gün yakın akrabalarını evinde topladığını... İçlerinde sadece küçük yaştaki Hz. Ali'nin O'na (s.a.v.) davasında sahip çıkacağını söylediğini... Bunun üzerine Ebu Leheb'in kahkahalar atarak Ebu Talib'e; Tebrikler! Artık bundan sonra oğlunun emrine gireceksin" dediğini... Ebu Talib'in bu manzara karşısında çok utandığını ve bu durumun kendisini İslam'a girmekten alıkoyduğunu...
Tarık Muharibi'nin, Nebii Zişan'ı ilk görmesini anlatırken; "Zül mecaz panayırında rastladım, bir adam; "Allah'tan başka ilah yoktur diyen felah bulur" diyordu. Arkasından bir adam ona taş atıyordu, ökçelerini kanatmıştı... Kim olduklarını sordum. "Muhammed ve amcası Ebu Leheb" dediler" dediğini...
Said bin As adlı bir müşrikin bir ara hastalanıp, "eğer bu hastalığımdan kalkarsam, Mekke içinde İbni Ebi Kebşe'nin tanrısına tapılmayacaktır" dediğini. Bunun üzerine Allah Rasulunun "Ya Rabb! Onu kaldırma" diye dua ettiğini ve bu azılı kâfirin hastalıktan kurtulamayıp canını cehenneme ısmarladığını... 
Mukatil bin Süleyman'ın; "Allah (c.c.) İslam'ın ilk yıllarında namazı sabah iki rekât, akşam iki rekât olarak farz kıldı. "Rabbi ni hamd ile sabah akşam tenzih et" (Mümin55) ayeti buna delildir" dediğini...
İslam'ın ilk zamanlarında Mekke'de namazların iki rekât olup önceleri gece kılındığını. Sonra sabah ve akşam namazlarının ilave edilip üç vakte çıktığını... Miraç gecesi beş vakte çıkarıldığını... Hicretten bir ay sonra da öğle, ikindi ve yatsı namazlarının dört rekâta çıkartıldığını...
Nebii Rahme'nin Mekke döneminde gizlice Müslümanları eğitmek için Erkam bin Ebil Erkam el Mahzumi (r.a.)'nin Safa tepesindeki evini nübüvvetin 5. yılından itibaren kullanmaya başladığını...
İslam'ın ilk eğitim yuvası Dârû'l Erkam'ın Erkam bin Ebi'l Erkam hazretleri tarafından hiç bir şekilde satılmamak şartıyla oğluna bırakıldığını... Bu şekilde günümüze kadar geldiğini... Merhum Prof. M. Hamidullah’ın burası hakkında bize şu bilgileri verdiğini; "1946 yılında yaptığım ziyarette, kapısındaki kitâbede Erkam'ın evinin ”Dâr Hayzurân" adını taşıdığı ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında müftülük yapan Fazlullah ibn Muhammed Ha bîb tarafından satın alınmış olduğu yazıyordu. Suud yönetimi önce bu evi restore edip burada bir okul açmışsa da, hacıların sayısının her geçen yıl artması dolayısıyla mescidi genişletme ihtiyacı doğduğundan, yıkılmasına karar verilmiştir.

ÇİLE DÖNEMİ
Hz. Ebu Zer'in Efendimizi bulmak için geldiği Mekke'de Kureyşlilerce çok kötü dövüldüğünü. Hatta "Kendime geldiğimde akan kanlarla kızıla boyanmış bir puta döndüğümü gördüm" dediğini...
Rivayetlerde ashaba uygulanan eziyet ve işkencelerin şiddetinin şöyle anlatıldığını; "onlar bir sahabeyi o kadar döverler, o kadar aç ve susuz bırakırlardı ki, başına gelenin dehşetinden onun ayakta durmaya gücü kalmazdı".
Abdullah bin Mesud'un Kabe'de ilk defa Kur'an okuyan insan olup, bunun üzerine Ebu Cehil tarafından yüzünden kılıçla yaralandığını...
Müslüman olduğunu açıkladığı için ailesinden ilk eziyet gören sahabenin Hz. Osman olduğunu... Amcası Hakem bin Ebu’l As'ın kendisini urganla bir direğe bağlayıp acımasızca dövmesine rağmen bu metanet insanının: "Vallahi ben hak ve hakikat dinini asla bırakmam" dediğini...
Hz. Ebubekir ve Talha bin Ubeydullah'ın Beni Temim kabilesinden olduğunu. Kabilelerinin onların Müslüman olduğuna çok kızdığını... Hatta "Kureyş'in Arslam" diye bilinen Nefvel Bin Hu veylid'in Hz. Ebubekir ve Talha'yı bir ipe bağlayıp, teşhir ederek işkence yaptığını... Bundan dolayı bu iki mübarek zata "El Ka rineyn" (iki dost) dendiğini. Hz. Talha'nın bu lakabı kendisi için şeref kabul edip, onunla anılmayı çok istediğini...
Enes'ten rivayete göre Allah Rasulü'nün (SAV); "Allah yolunda hiç kimseye bana yapılan eziyet yapılmamış ve hiç kimse benim kadar baskıya maruz kalmamıştır. Öyle bir otuz gün, otuz gece geçirdim ki, ne benim ne de yanımda bulunan Bilal'ın yiyecek bir şeyimiz yoktu. Bilal'ın yalnız omuzlarını örten bir gömleği mevcuttu" buyurduğunu...
Makrizi'nin bildirdiğine göre Mekke döneminde Allah Rasulü'nün (Aleyhissalatu vesselam) ne zaman Mekke serserilerince bunaltıldığında Ebu Süfyan'ın evine sığındığını... Onunda her defasında müşrik olmasına rağmen serserileri kovduğunu ve azarladığını... Onun bu cemilesine karşılık Mekke fethedilirken onun evine sığınanların emniyete alındığını...
Ukbe bin Ebi Muayt adlı bir kâfirin Mekke döneminde Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam) Kâbe'de namaz kılarken, elbisesiyle onu boğmaya çalıştığını...
Ukbe bin Ebi Muayt azgının Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) secdede sırtına deve işkembesi koymasının Kureyş ulularını kahkahalara boğduğunu. Hatta yere düşmemek için birbirlerine tutunacak kadar güldüklerini. İbni Mesud’un onların hepsinin Bedir günü cesetlerini gördüğünü söylediğini...
İbni İshak'ın rivayetine göre Kureyş içinde Efendimize (Aleyhissalatu vesselam) en fazla kaba davranan 3 kişi olduğunu:
1             Ebu        Leheb
2             Hakem b. El As
3             Ukbe     bin Ebi Muayt
Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) iki komşusu olan Ebu Leheb ve Ukbe bin Ebi Muayt'ın Allah Rasulüne cefa etmede yarıştıklarını. Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) her eve gelişinde kapısının önünde birçok kan, leş vs pislikler gördüğünü ve sadece "Ey Kureyşliler, ne kadar kötü bir komşuluk yapıyorsunuz" deyip, o pislikleri yayının ucu ile attığını...
Taberî'nin olayın hangi tarihte geçtiğini belirtmeksizin bize bildirdiğine göre, Ebû Leheb ve Adiyy ibn elHamra, komşuları olan Rahmet Peygamberinin (Aleyhissalatu vesselam) evine taş atmayı alışkanlık haline getirdiklerini...
İlk tebliğ yıllarında Müslümanların alabildiğine zorlandığını... Hatta Sad bin Ebu Vakkas'ın "Bütün bir yıl boyunca İslam'ı saklamaya çalıştık. Ve namazlarımızı kapılar arkasından sürgülü olduğu halde evlerde ve şehir civarındaki dağ aralıklarında kıldık" dediğini..
Ebu Cehil'in eziyetlerinden bunalan Allah Rasulünün bir gün onu boğazından tutup sarstığını ve "Azaba layık olasın azaba. Yine azaba layık olasın azaba (Kıyame: 3435) ayetini okuduğunu. Ebu Cehil'in ise; "Beni tehdit mi ediyorsun ya Muhammed! Vallahi ne sen, ne de Rabbin hiçbir şey yapamazsınız. Ben bu iki dağ arasında yaşayan en şerefli kişiyim" dediğini...
Altıncı Müslüman olan Sad bin Ebu Vakkas'ın aynı zamanda Allah yolunda ilk kan döken Müslüman olduğunu...
Hz. Ömer'in 27 yaşında, Peygamberliğin 6. senesinde Müslüman olduğunu... Hz. Ömer (r.a.)'in, Hz. Hamza'nın (r.a.) İslam'la şereflenmesinden üç gün sonra Müslüman olduğunu...
İbni Mesud'un (r.a.) rivayetine göre, Mekke'de Müslüman olduklarını ilk açıklayanların yedi kişi olduğunu... (Rasulullah, Hz. Ebubekir, Ammar ve annesi Sümeyye, Suheyb, Bilal ve Mikdat)

HABEŞİSTAN GÖÇÜ
Aleyhi ekmeli tahiyya'nın Habeşistan'a ilk hicret eden kızı Rukiyye ve damadı Hz. Osman (r.a.) için; "Bu ikisi Hz İbrahim ve Lut'tan sonra Allah yolunda hicret eden ilk ailedir" buyurduğunu...
Rasulullah'ın amcaoğlu Hz. Cafer'in 27 yaşında hicret ettiği Habeşistan'dan 40 yaşında döndügunu...
Tarihçi Suheyli'ye göre Habeş Necaşi'sinin bir zamanlar zorba amcasının zulmünden Arabistan'a iltica ettiğini ve bir süre Be dir'de kaldığını... Bunun daha sonra gelen Arap mültecileri bağrına basmasında bir mühim etken olduğunu...
Necaşi Ashame'nin Hz. Cafer"i dinledikten sonra onları almak için gelen Amr bin As ve Abdullah bin Ebi Rebia'nın hediyelerini: "Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyeleri bana lazım değildir" diye geri çevirdiğini...
Necaşi’nin daha sonra İslam'a girdiğini. Hicretin yedinci veya sekizinci senesinde vefat ettiğinde Allah Rasulunun (SAV); "Bugün Salih bir kişi ölmüştür. Kalkınız kardeşiniz Ashame'ye cenaze namazı kılınız" diyerek, gıyabi cenaze namazını kıldırdığını...
Efendimizin Ashame yerine geçen yeni Necaşi'ye de bir davet mektup yazdığı ama Hıristiyan olan bu hükümdarın bu davete sıcak bakmadığını...
Nebii Zişan'ın bir meselede Cafer bin Ebi Talib lehinde bir karar vermesi üzerine Hz. Cafer'in sevinçten onun etrafında dans ederek bir daire çizdiğini... Efendimizin gülümseyerek bunun ne olduğunu sorması üzerine; "Habeşlilerin krallarına yaptıkları bir şeref gösterisi. Necaşi ne zaman birine sevineceği bir şey verse, o adam ayağa kalkar ve onun etrafında dans eder" dediğini...
Zübeyir bin Avvam'ın Habeş iç Savaşında Necaşi ordusunda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı Necaşi Asheme bin Erma tarafından kendisine pek kıymetli bir mızrak armağan edildiğini. Onun da bunu Efendimiz'e (Aleyhissalatu vesselam) hediye ettiğini. Allah Rasulü (SAV)'nün de bu mızrağı ömrü boyunca resmi merasimlerde yanında hazır bulundurdugunu...
Habeşistan'a hicret eden bazı hanım sahabelerin burada Santa Maria adlı ve içinde dini resim ve tablolar bulunan bir kiliseyi ziyaret ettiklerinden bahsettiklerinde Rasulullah'ın onlara bu resimlerin onların azizlerinin suretleri olduğunu ve Müslümanların asla onlar gibi din büyüklerine perestiş etmemeleri lazım geldiğini söylediğini...

HÜZÜN SENESİ
Hz. Hatice'nin, (r.a.) Ebu Talib'in ölümünden üç gün (bir başka rivayette iki ay) sonra darı bekaya irtihal ettiğini... Vefatında 64 sene 6 ay yaşamış olduğunu...
Ebu Talib'in vefatından sonra Efendiler Efendisine karşı olan baskının alabildiğince yoğunlaştığını... Hatta durumunun vahametinden dolayı amcası Ebu Le heb'in akrabalık gayretiyle harekete geçip, Peygamber (Aleyhissalatu vesselam)'ı himayesine aldığını ilan ettiğini... Fakat kısa bir süre sonra Kureyşlilerin onun damarından girerek tahrik edip, bu himayeyi geri aldırdıklarını.
Rasuli Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) Ebu Talib'in himayesini anlatma babında; "Ebu Talib ölünceye kadar Kureyş bana pek dokunamadı" buyurduğunu...
Ebu Talip ölür ölmez Kureyşlilerin hemen Peygamber (Aleyhissalatu vesselam)'a katılık ve yüz ekşitmelerini göstermeye başladıklarını ve Rahmet Peygamberinin (Aleyhissalatu vesselam): "Ey amca, senin yokluğunu ne kadar çabuk hissettim" buyurduğunu
Kardeşi Ebu Talib'in kabirde ne ahvalde olduğunu soran Hz. Abbas'a Nebiyyi Zişan Efendimizin (SAV); "Şimdi Ebu Talib topuklarına kadardibi yakınateşten bir çukur içindedir. Eğer benim şefaatim olmasaydı muhakkak o Cehennemin en derin çukurunda olurdu" buyurduğunu...

TAİF YOLCULUĞU
Rasuli Ekrem'in İslam'a davet etmek için 619 yılının Şevvalinde gittiği Taif'te 10 gün kaldığını...
Hz. Nebinin Taif dönüşünde azatlısı Zeyd'in; "Onlar (Kureyş) seni memleketinden çıkardıkları halde tekrar nasıl onların yanına gidebiliyorsun?" dediğinde Masum Nebinin (Aleyhissalatu vesselam) kıyamete kadar gelecek davet erlerine şaşmaz bir ölçü olacak şu sözleri söylediğini: "Ya Zeydl Şüphesiz Allah bu sıkıntıları bizim için rahatlık vesilesi ve çıkış yolu yapacaktır. Şüphesiz Allah dinine yardımcı olacak, peygamberini muzaffer edecektir."
Peygamber Efendimizin Taif dönüşü müşrik olmasına rağmen mert biri olan Mutim bin Adiyy'e; "Sen hakkı himayesi muteber olup küçük görülmeyen bir kimsesin" diyerek himayesine girdiğini. Dört oğluna kılıç kuşandırıp, Kâbe'nin dört rüknüne her birisini pür silah diken bu zatın, daha önce de Müslümanlara uygulanan ambargoyu yırtan kişi olduğunu. Nebiyyi Zişan'ın (Aleyhissalatu vesselam) bu zatın bu hatırdan çıkarmadığını. Bedir harbine yetişemeden doksan küsur yaşında Mekke'de ölen bu zat için, Bedir günü oğluna; "Ey Cübeyr! Baban sağ olsaydı ve şu kokmuş cifeler hakkında şefaat etseydi, hiç şüphesiz ben bunları Mutim'e diri diri ve kurtuluş fitnesi almaksızın bağışlardım" buyurduğunu...
Efendimizin Taifte sığındığı bağa, daha sonraları "Mescid'ülKu" adıyla bir mescid yapıldığını...

TEBLİĞ ZORLUKLARI
Serveri Ekrem'in Mekke döneminde, Hacc için gelen kabileleri yanında birkaç kişiyle gece ilerleyen saatlerde ziyaret etmeye başlayarak Kureyşileri atlattığını...
Rasuli Ekrem'in Mekke devrinde Hacc kafilelerini ziyaret edip davasına sahip çıkacak insanlar ararken şöyle dediğini; "Beni kavmine götürecek bir kimse yok mu? Zira Kureyş benim Rabbimin kelamını tebliğ etmemi engelledi."
İkinci Akabe biatında Efendimize biat eden iki hanımın; Ümmü Umare Nesibe binti Kab (Uhud'da Rasulullah'ı (Aleyhissalatu vesselam) koruma uğrunda kahramanlığı ile meşhurdur.) ile Ümmü Meni Esma binti Amr olduğunu...
Allah Rasulüne İkinci Akabe biatinde ilk biat eden zatın Bera bin Marur olduğunu...
Efendimizin İslam davetçisi olarak Medine'ye gönderdiği Hz. Musab bin Ümeyr el Abderi'inin bu şehirde "El Mukri" (Güzel Kur'an okuyan) lakabıyla tanındığını...
Evs ve Hazrec kabilelerinin büyük kısmının, Efendimizin (Sallallahu aleyhi vesellem) gönderdiği Hz Musab bin Umeyr vesilesi ile Müslüman olduğu Mekke'ye ulaşınca bunun Müslümanları büyük bir sevince boğduğunu. Bu seneye, (621) "Sevinç yılı" adını verdiklerini...

SAHABE'NİN MEDİNE'YE HİCRETİ
622 senesinin Nisan ayı ortalarından itibaren izni nebevi ile Müslümanların Medine'ye hicrete başladıklarını...
Medine'ye ilk göç eden Müslüman'ın Ebu Talib'in yeğeni Ebu Seleme Abdullah bin Esed olduğunu...
İkinci olarak hicret edenin Amir bn Rebia ve hanımı Leyla, üçüncü olarak hicret edenin ise Abdullah bin Cahş ve aile efradı olduğunu...
Hz. Ömer'in hicretinin, Rasulullah'ın hicretinden 15 gün önce olduğunu...
Mekke'den hicret eden Müslümanların miktarını kısa zamanda 150'yi bulduğunu... Bundan dolayı Mekke'de bazı mahallelerin tamamen boşaldığını... Bu durumu gören Kureyş ileri gelenlerinden bazılarının hayret ve teessürlerini gizleyemediklerini...

HİCRETİ NEBEVİ
Medine'ye hicret etmeden evvel Efendimizin evinin etrafını saran şakiler güruhunun başkalarının; Ebu Cehil, Hakem İbni el-As, Ukbe İbni Ebi Muayt, Nadir İbni aris, Ümeyye İbni Halef, Zem'a İbni Esved, Ebu Leheb olduğunu...
Rasulullah'ın hicret edeceği gece Kabe'yi görünce; "Ey Mekke! Sen benim için bütün dünyadan daha değerlisin. Ama senin çocukların beni rahat bırakmıyor" dediğini...
Peygamberimizin hicret esnasında Mekke'yi terk etmesinin 622 yılının 12 Eylül'ünü 13'üne bağlayan gece olduğunu...
Hz. Peygamberin hicreti beraber yapacaklarını söylemesi üzerine Hz. Ebubekir (r.a.)'in sevinçten ağladığını... Kızı Aişe'nin (r.a.); "O güne dek, Ebubekir'in bu sözleri duyduğunda ağladığı gibi bir kişinin sevinçten ağlayabileceği^ bilmiyordum" dediğini...
Medinelilerin bir iç harbi olan Buas SAVaşlarının Efendimizin davetini kabule zemin hazırladığını, bu yüzden Hz. Aişe'nin: "Buas günü Allah'ın (c.c.), Rasulüne takdim ettiği bir gün olmuştur" dediğini...
Peygamberi Zişan (Aleyhissalatu vesselam)'ın hicret sırasında Hz. Ebubekir'den (r.a.) satın aldığı devenin isminin Kasva (diğer ismi Adba'dır.) olduğunu... Kasva’nın Benû Kuşeyr kabilesinden 800 dirheme alındığını ve H. Ebubekir'im hilafeti sırasında öldüğünü...
Üç gün saklandıkları Sevr dağına Nebiyyi Zişan'ın (Aleyhissalatu vesselam) tırmanışı anlatılırken bir rivayette şöyle dendiğini; "Dağ yolunda, ayak izleri belli olmasın diye, ayakuçları üzerinde yürüyordu. Sonra, nalınlarını çıkarıp yürüdü"
Hz. Ebubekir'in (r.a.) kızı Aişe validemize; "Ben ve Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam) mağaraya sığınırken bizi görmeliydin. Peygamberin ayaklarından kan damlaları görünüyordu. Benim de ayaklarım kaskatı birer taş gibi olmuştu. Çünkü Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam) yalın ayak gezmeye alışmamıştı" dediğini...
Rasuli Ekrem'in Sevr dağında sığındıkları mağaranın isminin "Athal" olduğunu...
Hz. Ali'nin, Fahrül Alemin'in ayrılmasından üç gün sonra Mekke'yi terk ederek yaya olarak Medine'ye hicret ettiğini...
Beni Eşlem kabilesinden Büreyde bin Eslem'in yanında 70 süvari ile hicret eden kutlu kafileyi yakalamak üzere geldiğini, fakat onlara yaklaştıkça kalbinde iman nuru parlamaya başlayıp, nihayet yanlarına geldiğinde; "Ya Rasulullah! Sizin böyle bayraksız yürümenize gönlüm razı olmuyor. İzin verin de alemdarınız (sancaktarınız) olmak şerefine kavuşayım" deyip, izin alınca da, sarığını çözüp kargısının ucuna bağladığını ve bu şekilde Küba'ya kadar önde sancaktarlık yaptığını...
Mekke He Yesrib (Medine) arasının 473 kilometre olup, bu yolun o. zamanlarda deve üstünde 1314 günde alındığını. Hâlbuki bu yolun sahil yolundan ve süratle gelmek suretiyle Allah Rasulu tarafından sekiz günde alındığını... 
Efendimizin Medine'ye teşrifinden önce Küba'da, Amr bin Afv kabilesi içinde, Külsüm bin Hidm'in evinde 14 gece misafir kaldığını. Bazı Siyer yazarlarının, Sa'd bin Hayseme'de misafir olduğunu söylediklerini. İki rivayetin arasını te'lif edenlerin ise geceleri Külsüm bin Hidm'e misafir olduğunu, gündüzleri ashabı ile oturup görüştüğü yerin ise İbni Hayseme ’nin evi olduğunu söylediklerini...
Allah Rasulü'nün Medine'ye teşrifinde Beni Neccar sülalesinin küçük kızlarının ellerinde deflerle büyük bir sevinç içinde: "Biz Neccar sülalesinin kızlarıyız. Ne güzeldir Muhammed'in komşuluğu" beyitlerini hep bir ağızdan söylediklerini. Onların bu coşkusuna tebessümle mukabele eden Efendimizin "Gerçekten beni seviyor musunuz?" sorusuna; "Evet" dediklerinde, Peygamberimizin; "Vallahi, benim de kalbim size karşı sevgiyle dopdolu" buyurdugunu...
Bera bin Azib'in "Medine halkının Rasulullah'ın Medine'ye teşrifine sevindikleri kadar başka hiçbir şeye sevindiklerini görmedim" dediğini...
Allah Rasulu'nun (Aleyhissalatu vesselam) Eba Eyyubu Ensari'nin evinde 7 ay misafir olduğunu...
Rasulullah'ın Medine'ye teşrifinde Ebu Eyyub hazretlerinin devenin yükünü çözüp evine götürdüğünü. Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) kendilerinde misafir olması için yalvaranlara; "Bir adam yüküyle beraber olmalı" buyurduğunu...
Rasuli Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) Medine'ye teşrifinde Müslüman olan Yahudi âlimi Abdullah Bin Selam'ın (r.a.) bu kutlu gelişe çok sevindiğini, hatta halasının kendisine: "Yemin ederim ki, İmranoğlu Musa'nın Medine'ye gelişini duysaydın, bu kadar sevinmezdin" dediğini...

MEDİNE HAYATI
Serveri Âlem'in Medine'ye ilk teşriflerinde, kendisi ile ilk görüşmesinde iman eden Yahudi âlemi Abdullah bin Selam'ın Beni Kaynuka Yahudilerinin dini lideri olup asıl isminin Hüseyin olduğunu, Efendimizin bu ismi Abdullah olarak değiştirdiğini...
Abdullah bin Selam'ın kendi kavmine; "Musa'ya nazil olan Tevrat'ı Allah kelamı olarak kabul edip de, Muhammed Aleyhissalatu vesselam'ı ve ona nazil olan Kur'an'ı inkâr etmek zulümdür" dediğini...
Allah Rasulü'nün (Aleyhissalatu vesselam) Medine'ye teşrifinde Müslümanlar arasında bir nüfus sayımı yapılmasını emrettiğini Ve Medine'de 1500 Müslüman bulunduğunun tespit edildiğini...
Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) Medine'de ilk olarak Mescidi Nebevinin yapımına başladığını. Mescid inşaatının 7 ay sürdüğünü...
Asrı Saadette sahabe olma şerefine eren Yahudilerin sayısının 29 olduğunu...
İslam tarihinde ilk medrese talebeleri diyebileceğimiz Suffa ashabının sayısının bir zaman kırk kişiye kadar yükseldiğini. Bunlar arasından Abdullah bin Mesud, Ubeyy bin Kab gibi Kur'an muallimleri, Bilal Habeşi gibi müezzinler, Ebu Hureyre ve Enes bin Malik gibi muhaddisler, Ammar bin Yasir gibi kumandanlar, Selmanı Farisi gibi örnek idareciler yetiştiğini...
Suffa ashabının 70 veya 100 civarında olduğuna dair rivayetler varsa da en doğru görüşün Ebu Nuaym'ın "Ehli Suffe'nin muayyen bir kadrosu olmayıp, sayının azalıp arttığı"na dair rivayeti olduğunu...
Belazuri'nin nakline göre Rasuli Ekrem (SAV)'in hayatında Medine'de dokuz mescid olduğunu...
Peygamberimizin zamanında at yarışlarının düzenlendiğini, bunun idaresinin Hz. Ali'de olduğunu...
İbni Abdülbenin rivayetine göre Müslümanlar arasında bir biriyle kardeş olma olayının biri Mekke döneminde Muhacirlerin kendi aralarında bir de Medine'de Ensar ile Muhacirler arasında olmak üzere iki defa cereyan etmiş olduğunu...
Peygamberimizin kardeş ettiği Ensar ile Muhacir'den sefer sırasında bir tanesini sefere götürüp diğerini aile işlerini yürütmesi için geride bıraktığını...
Medine'de kardeş yapılan aile sayısının 186 olduğunu...
Birisinin mescitte "Allah'ım beni ve Muhammedi bağışla" demesi üzerine Rasulü Ekremln "Allah'ın lütuf ve merhametini çok darlaştırdın" buyurduğunu...
Hz Ali'nin Hz. Fatıma ile evlenirken mihr olarak ancak bir zırh verebildiğini... Bundan başka eşyasının bir koyun postu ile bir de Yemen işi eski bir battaniye olduğunu...
Hz. Fatıma'nın çeyizinin; bir divan, bir su tulumu, içi hurma yaprakları ile doldurulmuş bir yatak, iki el değirmeni, iki su testisi, bir de su küpünden ibaret olduğunu..."
Peygamber Efendimizin Hz. Fatıma'yı evlendirirken ona "Kızım, kocan insanların önce Müslüman olanı ve en çok ilmi olanıdır" dediğini. İbni Abbas'ın da Hz. Ali hakkında "Ben onun ilim denizinden ancak bir damlayım" dediğini. Hatta insanlar arasında "Ebu Hasan'ın (Hz. Ali) bile çözemeyeceği bir dava" sözünün darbı mesel haline geldiğini...
O zamanlar ashabın ciddi şekilde açlık imtihanı ile de sınandığını. Bunu anlatma sadedinde Enes (r.a.) hazretlerinin; "Ra sûlullah'ın ashabından yedi kişi bir hurmayı emer ve düşen yaprakları yerlerdi. Hatta dudakları bu yapraklar sebebiyle şişerdi" dediğini...
Rasuli Ekrem'in (Sallallahu’aleyhi ve sellem) hükümdarlara gönderdiği mektupları Amir bin Füreyre'nin (r.a.) kaleme aldığını...
Peygamberimizin kâtipleri arasında en çok öne çıkan ismin Zeyd bin Sabit olduğunu... Bu zatın çok zeki olup Bedir'de 10 çocuğa okuma yazma öğretme karşılığı serbest kalan Müşriklerden birinden okuma yazma öğrendiği, Efendimizin emri üzerine 15 günde İbraniceyi, 17 günde de Süryaniceyi öğrendiğini...
Enes bin Malik'in annesi Ümmü Süleym bir çocuk doğurunca, Rasuli Ekrem'in çocuğu istettiğini. Enes'in kollarında gelen çocuğu kucağına alarak Acve (İyi cins Medine hurması) hurmasını ağzında ezerek yumuşatıp bebeğin ağzına koyduğunu. Çocuğun onu yavaş yavaş emmesi üzerine, gülümseyerek "Medinelidir, hurmayı sever" diyerek latife yaptığını ve dua ederek annesine gönderdiğini...
Hz. Ebu Zer (r.a.)'in; "Rasulullah vefat edene kadar bizi o kadar güzel eğitmişti ki, gökte kanat çırpan bir kuşun hareketleri bile bize bir bilgiyi hatırlatırdı" dedigını...
Abdullah bin Mesud'un (r.a.) "Nebi va'z ve nasihat hususunda bize bıkkınlık gelmesin diye halimize bakıp ona göre gün ve saat kollardı" dediğini...
İslam'da ilk vakfın, Allah Rasulü tarafından, Muhayrık adlı Yahudi asıllı Müslüman'ın Rasuli Ekrem'e verilmesini vasiyet ettiği 7 bahçenin vakfedilmesi ile oluştuğunu...
Bir seferden dönüşünde Hz. Fatıma'nın onu kapıda karşıladığını... Ağlayarak sevgili babasının yüzünü gözünü öpmeye başladığını. Ağlamasının sebebini soran Hz. Peygambere "Görüyorum, senin rengin solmuş ve elbisen yırtılmıştır" dediğini. Bunun üzerine Aleyhi ekmelit tahaya'nın; "Ey Fatıma ağlama! Zira Cenabı Hak senin babanı öyle bir dava ile göndermiştir ki, yeryüzünde topraktan, deve tüyünden ve kıldan yapılma ne kadar ev varsa o dava yüzünden ya aziz veya zelil olacaktır" buyurduğunu...

AHKÂMIN GELMESİ
Hz. Aişe'nin; "Önce mükâfat ve cezaya ilişkin ayetler indi. Kalplerdeki hazırlık ve duyarlılık oluştuktan sonra emir ve hüküm ayetleri indi. Daha ilk günden "şarap içmeyin" ayeti inseydi buna kim uyardı?" dediğini...
Hacc ve Zekâtın hicretin 9. senesi farz kılındığını...
Hicret'ten önce akşam namazının farzı üç rekât, diğerlerinin iki rekât olduğunu... Hicretin ilk senesinde öğle, ikindi ve yatsı farzlarının dört rekâta çıktığını...
624 Ocak ayında bir pazartesi günü Benî Seleme yurdundaki Benû Harise mescidinde öğle namazı kıldırılırken kıblenin Kudüs'ten Kabe'ye çevrildiğini belirten Bakara 144. ayetinin nâzil olması üzerine Efendimizin namaz içinde yönünü Kudüs'ten Kabe'ye çevirdiğini. Bunun için bu mescide "Mescidi Kıbleteyn" (iki kıbleli mescid) adını verildiğini...

CİHAD
Müdafaa cihadına (tedafüi harp) ilk izin veren ayet olarak Hac Suresi'nin 39. ayetinin nazil olduğunu...Daha sonraları Tevbe suresi 5. Ayet gibi ayetler gelerek taarruz safhasına geçildiğini. Bunun da misliyle mukabeleden ibaret olduğunu...
Habibullah'ın Medine'ye teşrifinden sonra ilk seriyyenin Hz. Hamza liderliğinde Seyfül Bahr seriyyesi olduğunu...
Hz. Peygamberin ordusunun başında çıktığı ilk gazvenin Ebva (Veddan) gazvesi olduğunu... Bazı tarihçilere göre ise ilk gazvenin Buvat Gazvesi olduğu, Ebul Hasen en Nedvi'nin ikisinin bir gazve olduğunu yazdığını. Bazılarının ise, Buvat gazvesinin Ebva'dan bir ay sonra gerçekleştiğini yazdığını...
Kab Bin Malik (r.a.)'in:"Hz. Peygamber bir SAVaşa gitmek istediğinde ona dair tevriyeli bir ifade kullanırdı" dediğini. Buhari yorumcularının bunu: "Hz. Peygamber böyle durumlarda manası iyice 
anlaşılmayan ve iki de9'Şik rnanaya gelebilen kelimeler kullanırdı" diye açıkladığını...
Ashabı Kiram'ın; "Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam) Savaştığımız zaman cemaat olmamızı, sabır ve sükûnetimizi muhafaza etmemizi emrederdi" dediklerini... 
Süheyl bin Amr'dan gelen bir rivayete göre Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam); "Herhangi birinizin Allah için cihada geçen bir saatlik ömrü, çoluk çocukları içinde geçen bütün ömrü boyunca yaptığı amellerden daha sevaplıdır" buyurduğunu...
Halid bin Velid (r.a.)'in vefat ederken şöyle dediğini; "Rasulullah tarafından yolculuğa çıkarılan bir askeri müfreze içinde idim. Ayaz ve buzlu bir gece idi. Düşmanla karşılaşmak için sabırsızlıkla sabahı bekledim. Yeryüzünde benim için o geceden daha tatlı bir ömür yoktur. Kazançlı olmak istiyorsanız cihada sarılın" dediğini...
Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) Arabistan'da çok kuvvetli bir haber alma ağı kurduğunu. Müminlerin Mekke'deki kulaklarının Abbas bin Abdülmuttalib ve Beşir bin Süfyan olduğunu. Yahudilere ait bilgileri toplamak için de Zeyd bin Sabit'e İb raniceyi öğrenmesinin emredildiğini...
Allah Rasulü'nün ordusunun manevi donanımına da çok ehemmiyet verdiğini... Mesela Abdullah bin Ömer'in (r.a.); "Cihada giderken, önümüze bir bayır çıktığında tekbir getirmek, iniş geldiğinde "Subhane Rabbiyel Ala" diyerek teşbih okumak âdetimizdi" dediğini...
Ebu Talha el Ensari'nin (r.a.); "Efendimiz bir topluluğa galip gelince orada üç gün kalırdı" dediğini...'76
İslam ordusunun Bedir'deki sloganın; Ya Mansur Amit (Ey zafer veren Allah, öldür) ve Ehad! Ehad! (Allah birdir... Allah birdir) Uhud'da "Emmet Emmet" (Kureyş helak oldu...) Hendek'te ise; "Düşman galip gelemez" olduğunu...
Genel olarak Rasulullah'ın ordularının düşmanı amansız bastırmak için gece ilerleyip, gündüz gizlendiklerini...
Rasulullah'ın "Her kim Allah yolun dahedefe varsın varmasın bir ok atarsa, attığı bu ok kıyamet gününde kendisi için bir nur olur" buyurduğunu...
Abdürrezzak bin Abbas (r.a.)'ın "Rasulullah hiçbir kavimle önce onlara Müslüman olmayı teklif etmeden SAVaşmamıştır" dediğini...
Numan bin Mukarrin'in (r.a.); "Rasulullah herhangi bir SAVaşta bulunup da sabah serinliğinde SAVaşa başlamadığı vakit, namaz vakti gelmeden ve rüzgârlar esmeye başlayıp SAVaş kolaylaşmadan SAVaşa acele etmezdi" dediğini...
İbni Teymiye'nin (El Cevabüs sahih limen bedele dine'l Mesih) aslı eserinde Hazreti Peygamber'in yaptığı bütün SAVaşların müdafaa harbi olduğunu yazdığını ve Bedir ile Hayber'i bundan istisna saydığını...
İbnu Sad'in rivayetine göre, Allah Rasulü'nün Ensar'ı, Bedir Gazvesine kadar hiçbir seriyyeye davet etmediğini. Bunun sebebinin de Akabe beyatlarında Ensar'dan Medine'de kendisini koruyacaklarına dair söz almış olması olduğunu...
Ahirzaman Peygamberinin dokuz adet kılıcının olduğunu...

BEDİR SAVAŞI
Bedir Savaşından önce Serveri Ekrem'in halası Atike binti Abdülmuttalib'in korkulu bir rüya gördüğünü ve kardeşi Abbas'a bu rüyayı şöyle anlattığını; "Mekke'ye devesi ile giren bir adam ; "Ey cemaat üç güne dek muharebeye yetişiniz" diye haykırıp, daha sonra Ebu Kubeys dağına çıktı. Burada yüksek bir kayayı şehre doğru yuvarladı. Kaya parçalandı ve Mekke'deki her bir eve bir parçası isabet etti." Daha sonra da Atike'nin bu rüyayı; "Üç gün içinde Kureyş'e büyük bir musibet erişecek" diye tabir ettiğini. Bu rüyanın hızla yayılarak müşrik ordusunun moralini son derece bozduğunu...
Bedir Savaşında Allah Rasulünün sancaktarın Musab bin Umeyr olduğunu...
Bedir Savaşının Kur'an'da "yevm ül furkan" (hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün) olarak vasıflandırdığını... (Enfal:41)
Bedir Savaşına giderken, Efendimizin gece yürüyüşü sırasında dikkat çekmemek için develerin boyunlarındaki çıngırakları çıkarttırdığını...
Rasulullah'ın Bedir harbi başlamadan az önce, Ebu Süfyan'ın kervanından haber almak için casus olarak Besbes bin Bişr'i gönderdiğini. Aynı maksatla Şam yolu tarafına Talha bin Ubeydullah ve Said bin Zeyd'i gönderdiğini...
Sahabenin gençlerinin dahi cihad aşkıyla yandığını. Mesela bunlardan biri olan Abdullah İbni Ömer'in şunları anlattığını " "Bedir günü Hz. Peygamber'e gösterilerek SAVaşa katılıp katılamayacağım soruldu. O da yaşımı küçük görerek müsaade etmedi. Bunun üzerine o kadar üzüldüm ve ağladım ki bu yüzden sabaha kadar uyuyamadım. Bütün ömrüm boyunca böyle bir gece geçirdiğimi hatırlamıyorum."
Bedir muharebesinin hicretin ikinci yılı Ramazan'ın 17. günü cereyan ettiğini...
Bedir Savaşı öncesinde Kureyş'in yakalanan su taşıyıcılarının kendisine Bedir'egelen Kureyş eşrafını haber verince Nebiyyi Ekrem'in ashabına dönerek; "İşte, Mekke ciğerinin parçalarını size atmış" dediğini...
Bedir Savaşında Müslümanların tek atı olduğunu... Sahibinin de Zübeyir bin Avvam olduğu...
Bedir günü Rasulullah'ın elinde bir okla, ordusunu kendi elleriyle hizaya soktuğunu... Hiç kimsenin SAVaş başlamadan en ufak bir ses dahi çıkarmasının istenmediğini...
İslam ordusunda birbirlerini tanımak için umumi parolanın Ehad, Ehad (Allah birdir, Allah birdir) olmasının yanı sıra bazı hususi parolaların da tespit edildiğini. Buna göre Süvarilerin "Ey Allah’ın süvarisi", Muhacirlerin "Ey Benî Abdurrahman",
Hazreclilerin "Ey Benî Abdullah" ve Evslilerin "Ey Benî Ubey dullah" parolalarını kullanmalarının kararlaştırıldığını... 
Taberi, Tefsirinde yazdığına göre, Bedir günü Rasulullah'ın ordusuna; "Ey Müslümanları Allah'ın size yardımcı olarak gönderdiği melekler ayırıcı işaretler taşımaktalar. Sizler de ayırıcı işaretler taşıyın" diye ferman etmesi üzerine temin edebilenlerin başlık ve miğferleri üzerine yünden püsküller koyduklarını...  
İbni İshak'ın İbni Abbas'tan rivayetine göre meleklerin fiiJen harbe iştirakinin Bedir harbinin hususiyetlerinden olduğunu. Diğer harplerde ise fiilen SAVaşmayıp müminlerin kalplerini sabitleştirmek ve sakinleştirmek için indiklerini...
Rasuli Ekrem'in Bedir Gazvesinde SAVaş alanına nazır bir yerde "El Ariş" adlı komuta çadırını kurdurduğunu ve başına da muhafızlar diktiğini. Böyle bir uygulamanın o zaman Araplarınca bilinmediğini...
Hatemül Enbiyanın (Aleyhissalatu vesselam) Bedir'de yaptığı bir diğer sürprizin de ordusunu saf düzenine sokmak olduğunu ve bunun da Araplarca bilinmediğini...
Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) her mevzi için ayrı ayrı kumandan tayin ettiğini...
Rasulullah’ın (Aleyhissalatu vesselam) Bedir bir gün önce ordugâhta, Rabbine yalvarışı Hz. Ali (r.a.)'nin şöyle anlattığını: "Yemin ederim ki, o gece ben kime baksam yatıyordu. Yalnız Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam) sabaha kadar ağacın altında namaz kılıyor ve dua ediyordu."
Bedir muharebesine katılmak isteyen Ümmü Varaka adlı hanım sahabeye Allah Rasulünün "Sen evinde otur, Kur'an oku. Muhakkak ki Allah sana şehitlik nasip eder" diye ferman ettiğini. Daha sonra Hz. Ömer devrinde bu kadının evinde biri kadın diğeri erkek iki uşağı tarafından geceleyin üzerine kadife örtü basılarak şehid edildiğini...
Bedir Savaşının ilk şehidinin Mihca adlı muhacir sahabe olduğunu. Peygamber (Aleyhissalatu vesselam): "Mihca şehidlerin efendisidir" buyurduğunu. Bedir harbinin ensardan ilk şehidinin Umeyr bin Humam el Ensari olduğunu... Bu zatın aynı zamanda bu harpte oktan başka bir silah ile şehid olan ilk kişi olduğunu...  ’
Bir rivayete göre, Efendimizin bizzat kabrine inerek defin ettiği tek zatın amcasının oğlu, Bedir şehitlerinden Ubeyde bin Haris olduğunu...
Bedir günü Muhacirlerden 6, Ensar'dan 8 olmak üzere toplam 14 şehid verildiğini...
Fahrı Kâinat'ın Bedir zaferini müjdelemek için Abdullah bin Revaha ile Zeyd bin Sabit'i önden gönderdiğini...
Bedir dönüşü, esirler arasında bulunan Rasulü Mücteba'nın iki azılı düşmanı; Nadir bin Haris (Bedir günü Kureyşin sancaktarıydı) ile Ukbe bin Muayt'ın "SAVaş suçlusu" olarak yolda idam edildiğini... Ukbe'nin ölmeden önce; "Çocuklarım kime kalıyor?" sorusuna Rasulullah'ın (SAV); "Cehenneme!" cevabını verdiğini...
Katlolacağı sırada Ukbe'nin Rasulullah'a (Aleyhissalatu vesselam); "Bütün Kureyş içinde öldürecek yalnız beni mi buldun?"  diye sormasına üzerine Cenabı kudsiyet meab Risaletpenahi’nin (SAV); "Evet" buyurduğunu. Canını cehenneme bizzat Efendimizin gönderdiğini ve "Kâbe ve makamı İbrahim'in arkasında ben namaz kılıp secdede iken bu herif, ansızın omuz başlarıma çöküp elbisesini boynuma doladı ve beni boğmaya uğraşmıştı. Bir defasında da Benû fülanın kesilmiş devesinin döl eşiğini getirip üzerime attı idi" buyurduğunu...
Rasulullah'ın Bedir ganimetleri arasında Ebu Cehil'in devesini Safıy (Kumandanlık hakkı) olarak aldığını. Ayrıca Münebbih bin Haccac'ın kılıcı Zülfikar'ın Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) hissesine düştüğünü...
Bedir ulularının cesetlerinin Kalib adlı bir kuyuya atıldığını...
Talha bin Ubeydullah'ın (r.a.) Bedir Savaşından önce, Muhacirlerin mali sıkıntılarını gidermek için, Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) emriyle, ticaret amacıyla Şam'a gönderildiğini. Ticaret alanındaki mahareti ile tanınan bu şanlı sahabenin Bedir Savaşına katılamamasına rağmen Allah Rasulünce (Aleyhissalatu vesselam) Bedir Ashabı arasında sayıldığını...
Habibullah'a suikast için Medine'ye gelen Umeyr bin Vehbln karşılaştığında Efendimize (Aleyhissalatu vesselam) iman etmesi üzerine Hz. Ömer'in (r.a.); "İlk geldiğinde bir domuz bana ondan daha sevimliydi. Şimdi o bana çocuklarımdan daha sevimli" dediğini...

UHUD HARBİ
Uhud'a gelirken Ebva'ya uğrayan Kureyş ordusunda Hind binti Utbe'nin, Rasulu Ekrem (Aleyhissalatu vesselam)'ın annesi Amine'nin kabrini açma teklifinde bulunduğunu... Ama bunu kötü bir çığır açacağını düşünen reislerce bu teklifin hoş görülmediğini...
Uhud Savaşı öncesi, o sırada Mekke'de bulunan ve İslam olduğunu gizleyen Hz. Abbas'ın (r.a.) Kureyşlilerin bütün askeri hareketlerini gizli bir mektupla Rasulullah'a ulaştırdığını...
Uhud harbi öncesi Rasulullah'ın Medine'de kalıp şehir SAVunması yapılmasını istemesine karşın meydan muharebesi fikrini ileri süren heyecanlı grubun başını Hz. Hamza (r.a.)'nın çektiğini... Hatta Efendimize (Sallâllahu aleyhi ve sellem) "Sana kitap indirene yemin ederim ki, Medine dışında kılıcımla onlara karşı çıkmadıkça hiçbir şeyi ağzıma koymayacağım" dediğini...
Uhud harbinde Habibi Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) orduyu üç kısma ayırdığını, bunların:
1             Muhacirler         birliği (Sancaktarı; Musab bin Ümeyr)
2             Evs kabilesi birliği (Sancaktarı; Üseyd bin Hudayr)
3             Hazrec kabilesi birliği (Sancaktarı; Habbab bin Münzir) olduğunu...
Uhud Savaşında Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) bindiği atın isminin Sekb (akan su) olduğunu...
Uhud harbinin başlangıcında ortaya fırlayıp er dileyen Kureyş sancaktarı Talha bin Ebi Talha adlı meşhur SAVaşçının karşısına Hz. Zübeyir bin Avvam'ın (r.a.) çıkarak bir hamlede onu devesinden düşürerek canını cehenneme gönderdiğini. Onun bu kahramanlığı karşısında Zatı Risaletpenah'ın (Sallallahu aleyhi ve seliern); "Her Peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim Zübeyir'dir" buyurduğunu...
Artır bin Sabit’in (r.a.) Uhud günü Müslüman olup akabinde hemen şehid düştüğünü. Bunun için kendisine "Hiç namaz kılmak sızın cennete giren âdam" dendiğini. Aynı durumun Hayber Savaşında Yahudilerin çobanı iken gelip İslam'a giren Yesar adlı Habeşli köle gibi bazı müminlere de müyesser olduğunu...
Uhud Savaşında bir ara Efendimizin etrafında sadece Talha bin Ubeydullah (r.a.) ile Sad bin Ebu Vakkas (r.a.) kaldığını... Bu çok tehlikeli anlarda Utbe bin Ebu Vakkas adlı kâfirin taş atarak Rasulullah'ın dişini kırdığını... Abdullah bin Şihab adlı bir diğerinin Rasulullah'ın alnını yaraladığını... Abdullah bin'Kamie adlı bir azgının da vurduğu iki darbe ile Allah Rasulünün miğferini parçaladığını. Miğferin iki halkasının Habibullah'ın (s.a.v.) mübarek yüzüne saplandığını...
Uhud'da bir kılıç darbesiyle mübarek yüzü kanla kaplanan Allah Rasulünün "Peygamberinin yüzünü kana bulayan bir topluluk nasıl kurtulur ve mutlu olur?" dediğini...
Malik bin Sinan (r.a.) hazretlerinin yüzünden yaralanan Ha bibi Ekrem (Aleyhissalatu vesselam)'ın yarasını emerek kanını yuttuğunu. Peygamberimizin onun hakkında "Kim kanımın kanına karıştığı bir kimseye bakmak isterse Malik bin Sinan'a baksın" buyurduğunu...
Uhud günü Rasuli Zişan'ın (Aleyhissalatu vesselam) parmağından yaralandığında, yaranın sızlaması üzerine parmağına bakıp; "Parmağım! Sen yalnız kanayan bir parmak değil misin? (Yoksa ne kırıldın, ne düştün). Bu kazaya da boş yere değil, Allah yolunda uğradın" buyurduğunu...
Efendimizin Uhud'da tehlikeli bir anı daha sonraları anlatırken "Sağıma ve soluma döndüğümde Ümmü Umare (Hz. Nesibe)'nin SAVaştığını görüyordum " buyurduğunu...
Hz. Nesibe binti Kab'ın Rasulullah'ı korumak için Uhud'da erkeklere parmak ısırtacak kadar cansiperane çarpıştığını. Rasulu Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) onun bu durumunu görünce; "Ey Ümmü Umare! Senin katlandığın, dayanabildiğin şeye herkes dayanamaz ve katlanamaz" buyurduğunu. Bu şanlı sahabiyenin omzundan derin bir yara alması üzerine de oğlu Abdullah'a hitaben de; "Annenin yarasını sar, annenin" diye ferman ettiğini...
Uhud'un parmak ısırtan kahramanlarından biri olan Enes bin Nadr'ın vücudunda şehid olduğunda irili ufaklı seksen kadar kılıç, ok, mızrak yarası bulunduğu, tanınmayacak hale gelmiş bu er oğlu erin ancak vücudundaki bir ben yahut parmaklarından kız kardeşi tarafından tanınabildiğini...
Fahrı Kâinatın (Aleyhissalatu vesselam) Uhud günü önünde düşmana ok yağdıran Sa'd bin Ebu Vakkas'ı teşvik sadedinde; "At, ey Sa'd. Anam babam sana feda olsu. At, ey kısa boylu, kuvvetli delikanlı" buyurduğunu...
Uhud'da Rasulullah'ın mübarek sağ alt dişinin kırılmasına sebep olan Utbe bin Ebu Vakkas'ın aynı gün Hatib bin Ebi Beltaa tarafından öldürüldüğünü... 
Azılı müşriklerden Abdullah b. Şihabı Zühri, Utbe bin Ebi Vakkas, Abdullah bin Kamie ve Übeyy bin Halefin Uhud günü ne pahasına olursa olsun Rasulullah'ın hayatına son vermek üzerine and içtiklerini... Efendimizin de buna karşılık "Allahım! Onların hjçbiri seneye ulaşmasın" dediğini... Ubeyy ile Utbe'nin Uhud da cehenneme gittiklerini. İbni Şihab'ı Mekke yolunda ak benekli dişi bir yılan'ın sokup öldürdüğünü... Allah Rasulunun yüzünü yaralayan İbni Kamie melunun da o gürtıerde Mekke'de bir dağda, bir koyun veya yaban keçisinin süsmesiyle didik didik olup parçalanarak can verdiğini...
Efendimizin Uhud günü Ebu Amir bin Rahib adlı kâfirin daha önceden hazırladığı çukur tuzaklardan birine düştüğünü. Çukurdan çıkmaya gücü yetmeyince kendilerini Hz Talha'nın sırtına alarak çıkardığını...
Hz. Talha'nın (r.a.) Uhud günü Cihanın efendisini koruma uğruna gösterdiği kahramanlıkları anlatma babında, Hz. Ebubekir'in (r.a.) o günü anlatırken devamlı; "O gün tamamen Talha'nın günüdür" dediğini...
Beyhaki'nin rivayetine göre Serveri Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) Uhud'da önünde cansiperane çarpışan Talha bin Ubeydullah (r.a.) için: "Bugün Talha'nın günü oldu" buyurduğunu...
Uhud harbinde Hz. Talha'nın (r.a.) Habibullah'ı korumaya çalışırken bir ara kan kaybından dolayı bayıldığını...
Talha’nın bayıldığını gören Efendimizin "Bakın kardeşinize... Canını teslim etti herhalde” buyurduğunu...
Hz. Talha'nın bu SAVaşta 35 veya 39 yara aldığını... Şehadet ve orta parmaklarının koptuğunu... O gün Rasulu Ekrem (Aleyhissalatu vesselam); "Yeryüzünde yürüyen bir şehid görmek isteyen Talha bin Ubeydullah'a baksın" buyurduğunu... Hz. Ebubekir'in ise; "Ya Talha bin Ubeydullah, vacip oldu sana cennetler. Senin için hazırlandı Huriler" dediğini...
Peygamberimizin (Aleyhissalatu vesselam) Hz. Talha'ya o günkü kahramanlıklarından sonra "Talhatü'lHayr" (Hayırlı Talha) demeye başladığını…
Uhud günü bayılan Hz. Talha'nın (r.a.) yüzüne su serperek kendisini ayıltan Hz. Ebubekir'e ilk sorusunun; "Rasulullah'a ne yapıyor?" olduğunu. "İyidir, beni sana O gönderdi" cevabı karşısında da "Allah'a şükürler olsun! Rasulullah sağ olduktan sonra her musibet bizim için hiçtir" dediğini...
Hz. Peygamberin Uhud'da yaraları ve yorgunluğu sebebiyle, tepeyi tırmanamayınca, ağır yaralarına rağmen Hz. Talha'nın Efendimizi (s.a.v.) sırtına alarak gerekli yüksekliğe çıkardığını...
Uhud'da en çok kahramanlık gösterenlerin şu dört zat olduğunu: Hz. Hamza, Hz. Ali, Ebu Ducane, Hz. Talha
Uhud harbinde Hz. Talha'nın 75 yara aldığını, Başının dört köşeli yarıklığını, uyluk damarının baştan sola kesildiğini, elinin birinin de çolak kaldığını...
Allah Rasulunun Hz. Talha'yı çök sevdiğini. Onu bir iki gün göremeyince;" Ne oldu ki ben o şirin, açık ve güzel konuşan dostumu göremiyorum" demeye başladığını— Ve ona Feyyaz (Feyizli), Hayırlı Talha ve Cömert Talha diye hitaplarda bulunduğunu...
Abdurrahman bin Afv (r.a.) hazretlerinin de Uhud'da 21 yerinden yara aldığını ve sendeleyerek yürüyebildiğini...
Uhud gününün kahramanlarından birinin de Hz. Enes bin Ma lik'in üvey babası Ebu Talha (Zeyd îbni Sehl) olduğunu... Bu cengâver bahadır zat hakkında Rasuli Ekrem'in (SAV); "Ebu Talha'nın gaza meydanında bir haykırması yüz dilâverin harbinden hayırlıdır" buyurduğunu...
Serveri Ekrem (Aleyhissalatu vesselam)ve ashabı Uhud harbi sonrası çekildikleri tepede öğle namazını yorgunluk ve bitkinlikten ancak oturarak kıldıklarını ve sonra bir gözcü dikerek derin ve sakin bir uykuya daldıklarını...
Uhud'dan dönüşte Rasuli Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sel lem)'in akşam namazını kıldıktan sonra istirahat buyurduğunu ve daldığı derin uykudan uyanamadığından Yatsı namazını evinde eda ettiğini...
Ebu Süfyan'ın Uhud harbi sonrası Hz. Hamza'nın mübarek ağzına mızrağını batırarak "Bunu tat ey hain" dediğini..."
Abdullah bin Mesud'un (r.a.) "Peygamberimizin Hamza için ağladığı kadar başka bir şey için ağladığını görmedik. Onu kıble tarafına koydu. Sonra cenazesinin başında durdu. Yüksek sesle, katılırcasına ağladı" dediğini...
Uhud günü Hz. Hamza'nın kız kardeşinin oğlu ve sütkardeşi Abdullah bin Cahş ile aynı mezara gömüldüğünü...
Uhud dönüşünde Hamne binti Cahş'a kardeşi Abdullah bin Cahş ile dayısı Hz. Hamza'nın şehadeti haber verildiğinde tevekkülle karşıladığını ama kocası Musab bin Ümeyr'in şehid olduğu haberi üzerine kadının bir çığlık kopardığını... Bunun üzerine Fahr ı Kâinatın "Elbette kadının hayatında kocasının ayrı bir yeri vardır" buyurduğunu...
Rivayetlerin ittifakına göre Uhud harbinde İslam ordusunun kaybının Evs kabilesinden 24, Hazrec'den 41, Muhacirlerden 4 ve de anlaşmalı Yahudilerden bir (Muhayrık) olmak üzere 70 kişi olduğunu... Kureyş ordusunun toplam kaybının ise 37 kişi olduğunu...
Uhud'da kâfir kayıplarının İbni İshak'ın 22 demesine karşın ince bir hesapla hesaplandığında 37 çıktığını.
Âli İmran suresindeki 60 ayetin Uhud Savaşı ile alakalı nazil olduğunu...

HAMRAU'L-ESED GAZVESİ
Hamrau'lEsed gazvesine sadece Uhud'a katılanların gelmesine izin verildiğini. Efendimizin sadece mazereti dolayısıyla Uhud'a katılamayan Cabir bin Abdullah'a (r.a.) izin verdiğini...
Hamrau'lEsed gazvesinin Uhud Savaşının ikinci günü yapıldığını...
Bedir'de esir düşüp, bir daha İslam aleyhine çalışmaması şartıyla fidyesiz serbest bırakılan cahiliyye şairi Ebu Azze bin Amr'ın, Hamra'ül Esed vakıasında tekrar Müslümanlara esir düştüğünü. Tekrar af edilmesi isteğine Habibullah'ın "Yanaklarını silip, "Muhammed'i iki defa aldat 
t)rn" dedirtmemek için seni serbest bırakmam. Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz" buyurduğunu...

BENİ NADİR YAHUDİLERİ İLE SAVAŞ
Beni Nadir Yahudileriyle olan SAVaş hakkında Kur'an'da Haşr suresinin nazil olduğunu... Hatta İbni Abbas'ın ; "Bu sureye Nadir suresi de diyebilirsin" dediğini...

RECİ VE Bİ'Rİ MÂUNE FACİALARI
Uhud sarsıntısının civar bedevi kabilelerini ve Yahudileri azdırdığını. Hüzeyl kabilesinden Süfyan bin Halid’in Medine'yi basmak için adam topladığını. Hatta Abdullah bin Üneys (r.a.)’in bu hadiseyi planlayan Süfyan Bin Halid'in hakkından gelmek için Efendimizden izin alıp, bu adamın karargâhı olan Batnı Arne vadisine girdiğini. Bir hile ile onu karargâhından uzaklaştırıp öldürdüğünü. Medine'ye vardığında Rasulullah'tan "Yüzün ak olsun" duası ile bir âsâ hediye aldığını. Efendimizin (SAV): "Cennette bu âsâya dayanırsın" iltifatına nail olduğunu...
Enes bin Malik (r.a.)'in ; "Rasulullah'ın Bi'ri Mâune katillerine kızdığı kadar başka hiç kimseye kızdığını bilmiyoruz" dediğini...
Efendimizin ashabını haince öldüren Useyye, Zekvan, Rail kabilelerine bir ay boyunca her sabah beddua edildiğini. Çok geçmeden bu kabilelerde çıkan veba Ve kıtlık yüzünden 700 kişinin öldüğünü...

HENDEK SAVAŞI
Efendimizin çölde kurduğu inanılmaz haber alma servisi sayesinde Kureyş'in Hendek harbi hazırlıklarının kendisine dört günde ulaştığını...
Hendek Savaşında Medine'yi korumak için kazılan hendeğin 6 günde (bazılarınca iki hafta) hazırlandığını...
Efendimizin (SAV); yanına 3000 insan alıp, kendisi de bizzat işin içinde olmak üzere bu 3000 insanla hendek kazmaya başladığını. Kişi başına bir arşın hendek kazımı yer düştüğünü... Onları, onar onar gruplara ayırıp ve böy lece yine meseleye bir yarış havası verildiğini... Derinliğin, atıyla oraya düşen bir insanın, bir daha çıkamayacağı şekilde ayarlandığını... Genişliğin ise, en mahir süvarinin dahi geçemeyeceği ölçüde planlandığını...
Kazılan hendeğin beş arşın (3.40 cm) derinliğinde olduğunu...
Hendeğin sadece bir yerinin aceleye geldiğinden biraz dar kaldığını. Oradan iyi atlıların geçebileceğini düşünen Rasulullah ’ın (SAV); "Müşriklerin buradan başka bir yerden geçip gelebileceklerinden korkmuyorum" buyurduğunu.264
Allah Rasulünün (SAV); Hendeğin dar geçidinden bir saldırı ihtimaline binaen geceleri bizzat denetlediğini. Hatta Hz. Aişe'nin bu durumu anlatırken; "Rasulullah hendekteki gediği beklemek için gidip geldiği sırada soğuktan tir tir titriyordu" dediğini265
Hendeğin dar yeri hakkında şöyle bir yorumun da bulunduğu nu; "Hendeğin dar bir yeri vardı. Usta bir binici ve iyi bir at, buradan zor da olsa atlayıp karşıya geçebilirdi. İlk bakışta, bu bir ihmal gibi görülebilirdi; hâlbuki orada da yine Allah Rasulü'nün akıllara durgunluk veren fetanetine bir geçit vardı. Zira en güçlü ve en kuvvetli olan müşrikler, bu dar yerden atlamayı deneyecekler ve teker teker Müslümanların ortasına düşeceklerdi. Bu da bir yoldu ama mevsimi geleceği ana kadar bunu kimse fark etmeyecekti... Derken hâdiseler döndü dolaştı, sonunda gelip Resûlullah'ın dediğine ulaştı. Evet, hâdiseler, aynen Allah Rasulü'nün düşündüğü şekilde cereyan etti. Civarın en meşhur muharipleri, şanslarını denemeye başladılar ve bir bir telef oldular."
Kuşatmaya katılan düşman sayısının en az on bin, Fethulbari müellifi İbni Haceri Askalani'ye göre ise 24 bin olduğunu...
Hendek harbinde Muhacirlerin sancağının Zeyd bin Harise'de, Ensarın sancağının da Sa'd bin Ubade'de olduğunu...
Kureyzalıların ihaneti Hz. Ömer tarafından Peygamberimize ulaştığında, Allah Rasulünün üzüntüsünden, elbisesini toplayıp uzandığını... Uzun bir süre beklediğini. Sonra dudaklarından "Hasbünallahü ve ni'melVekil (Allah bize yeter; O, ne güzel bir vekildir) cümleleri döküldüğünü. Bu musibetin herkese çok ağır geldiğini...
Hendek Savaşında Kureyza Yahudilerinin ihaneti üzerine Efendimizin şehrin değişik yerlerine 500 kadar asker gönderdiğini. Bunların gece boyunca getirdikleri tekbirlerin Kureyzalıları ürkütüp yerlerinden kımıldamamalarını sağladığını...
Hendek harbinde müminlerin parolasının "Ha Mîm, lâ yunsarûn"(Hâ Mîm, yardım görmesinler.) olduğunu...
İbni Abdür Rabbih'in İkd'ül Ferid adlı eserinde nakline göre Hz. Zübeyr'in hendeği atlamayı başaran süvarilerden Osman bin Abdullah bin Mugiyre'yi atının eğerine kadar ikiye biçtiğini. Bu duruma çok şaşıran sahabelerin "Senin kılıcın gibisini görmedik. Ne kadar keskinmiş" demesi üzerine bu kahraman insanın "İşi gören kılıç değil eldir" cevabını verdiğini...
Hendek muharebesinde Kureyşlileri Mekke'ye dönmeye sevk eden sebeplerden birinin yaklaşan Hac Mevsimi ve bunun getireceği kazançtan mahrum olmama isteği olduğunu...
Hendek Savaşında Müslümanların 7 şehidinin olduğunu, müşrik ordusundan da 4 ölü verildiğini...
Hendek harbinde aldığı bir okla yaralanan Sa'd bin Muaz'ın bu durumunun ashabı çok üzdüğünü. Bunla alakalı şöyle bir rivayet olduğunu; " Sa'd b. Muaz, Hendek gününde atılan bir okla yaralandığında onun kanı Hz. Peygamberin üzerine akıyordu. Hz. Ebubekir geldi ve "Bizim belimiz kırıldı" dedi. Hz. Peygamber, "Ey Ebubekir! Sus!" dedi. O esnada Hz. Ömer geldi ve "Biz Allah içiniz ve Allah'a döneceğiz" ayetini okudu...
Taberani'deki bir rivayete göre Sad bin Muaz'ın cenazesinden dönerken Nebi (Aleyhissalatu vesselamdın gözyaşlarının sakalını döküldüğünü. Ashabın da çok ağladığını...275
Hendek Savaşının bittiği gün Müslümanların Müşrik ordusundan birçok yiyecek ganimet aldığını. Bu arada Hayber Yahudile rin Müşriklere gönderdiği 20 deve yükü hurma ve erzakın da ele 
geçmesi üzerine günlerdir aç kalan mümin ordugâhında sevinç içinde güzel bir ziyafet çekildiğini...
Hendek kazılan yere günümüzde birkaç Mescid yapıldığı ve bunların "Hendek Mescidleri" diye isimlendirildiğini...

YENİ AHKÂMIN GELMESİ VE BAZI HADİSELER
Hicretin beşinci senesinde ay tutulunca Yahudilerin "Aya büyü yapıldı" diye tas çalmaya başladıklarını. Müslümanların ise Yasin Suresindeki ay ve güneş hakkındaki ayetleri okumakla iktifa ettiklerini. Peygamber Efendimizin de ilk defa Husuf namazını kıldığını...
Yine aynı sıralar Medine'de bir zelzele olduğunu. Rasuli Kibriya Efendimizin) (Aleyhissalatu vesselam): "Rabbiniz, sizi, razı olacağı duruma döndürmek istiyordur. O halde siz de onun rızasını dileyiniz" buyurduğunu...
Yine bu yıl içinde Rasulu Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) attan düşüp, sağ dizini yaraladığını. Namazlarını oturarak kıldığını... Bu vesile ile oturarak namaz kılmaya dair hükümlerin tesis edildiğini...
Yine bu sene hicap ayetleri ve tesettür emrinin geldiğini...
Bu sene yapılan Beni Mustalık gazvesindeki su sıkıntısı dolayısıyla teyemmüm hakkında hükmün geldiğini...
Yine bu sırada zina iftirası cezası hakkında hükümler nazil olduğunu...

HUDEYBİYE
Hayber Yahudilerinin Kureyşlilerle ile İslam askerleri iki şehirden birine yürüdüğünde diğerinin Medine'ye saldırması konusunda anlaştığını... Bunun üzerine Allah Rasulü'nün Mekkelilerle Hudeybiye sulhunu imzalayarak taraflardan birini devre dışı bıraktığını, akabinde ise Hayber'e yürüyerek bu fitne kazanını yere çaldığını...
Salâtı Havf (Korku namazı) hakkındaki hükmün Hudeybiye seferi sırasında indiğini...
Hudeybiye sulhuna imza atan Müslüman heyetin; Hz. Ebube kir, Ömer, Süheyl bin Amr'ın oğlu Abdullah, Abdurrahman bin Avf, Muhammed bin Mesleme ve Hz. Ali olmak üzere 6 kişi olduğunu...
Hudeybiye şartlarının Müslümanların izzetine çok ağır geldiğini. Hatta sahabelerden Sehl bin Said’in Sıffin günü, hakem hadisesinde; "İnsanlar nefsinize hâkim olun. Ben Ebu Cendel'in iade edildiği gün kudretim olsa idi, Rasulullah'ın verdiği hükmü muhakkak red ederdim. Hâlbuki haklı olan O idi" dediğini...
İmam Malik'in kendisi için "ilim deryası" tespitinde bulunduğu Tabiin'in büyük âlimi İmam Zühri'nin, Hudeybiye anlaşması için: "İslam tarihinde Hudeybiyeden önce onun kadar büyük bir zafer olmamıştır" dediğini...

HAYBER'İN FETHİ
Peygamberimizin (Aleyhissalatu vesselam) sadece şehid olacaklara hususi istiğfarda bulunduğunu. Mesela Hayber'e giderken şair Amir bin Ekva'ya; "Allah ona rahmet eylesin" dediğini. Hz. Arnir'in Hayber muharebesinde şehid düştüğünü...
Hayber'e gelirken dört yolla karşılaşıldığını... Bu yolların isimlerini kılavuza sorunca ilkinin Hazen (üzüntü), İkincinin Şaş (sargı), üçüncünün Hatip (odun taşıyıcı) olduğunun öğrenildiğini ve bu yolara girilmesinin tasvip edilmediğini... Dördüncü yolun ismi sorulunca kılavuz Hüseyl'in Merhab (Hoş geldin) olduğunu söyleyince, bu yolun tercih edildiğini...
Efendimizin Hayber şehri göründüğünde; "Allahü Ekber! Harab oldu Hayber! Allahü Ekber! Harab oldu Hayber! Biz, bir kavmin arazisine girdik mi, onların sabahı kararır" buyurduğunu... Bir başka rivayette ise "Biz düşman bir kavmin yurduna baskın yapıp girdik mi, korkutulmuş olan o kavmin hali ne kötü olur" buyurduğunu ve bu sözü üç defa tekrarladığını...
Habbab Bin Münzir (r.a.) adlı sahabenin müthiş bir askeri strateji melekesine sahip olduğunu... Bedir'de olduğu gibi Hayber'de de Allah Rasulünün onun görüşünü haklı bulup, uyduğunu...
Hayber fethini en detaylı anlatan Makrizi'nin İmta adlı eserine göre Hayber muhasarasının ilk günlerinde Allah Rasulü'nün Migren ağrısı çektiğini...
Hayber Yahudilerinin nişancılıkta Arabistan'da en iyiler olduklarından müminlerin kalkanlarına en çok bu harpte muhtaç kaldıklarını...
Rasuli Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) Hayber'e Hz. Aişe nin cübbesinden yapılmış büyük bir siyah sancakla geldiğini ve müminlerin bu sancağa "Kartal" adını verdiğini... Naim kalesinin fethi için memur edildiğinde Hz. Ali'ye bu sancağın verildiğini... Hayati Ülkü beyin ise İslamiyet'te ilk bayrağın Hz. Aişe'nin beyaz tülbetinden yapıldığını yazdığını. Hayber'e ise Râyet adı verilen ve üzerinde Kelimei Şehadet yazılı siyah bir bayrak ile gelindiğini belirttiğini...
Peygamber Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) Yahudilerin Şam'a kaçış yollarını kesmek için Hayber harekâtına, kuzeyden, Şam tarafından başladığını...
Hayber kalelerinden Nizar'ın kuşatılmasında mancınık kullanıldığını...
Hayber'in en meşhur cengâveri Merhab'ın mübareze meydanında Hz. Ali (r.a.) tarafından öldürülmesini gören Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) "Sevininiz! Hayber'in fethi artık kolaylaştı" buyurduğunu...
İbni Ömer (r.a.)'in; "Hayber fethedilinceye kadar hiç doymamıştık" Hz. Aişe'nin (r.a.) ise Hayber fethedilince; "Şimdi artık hurmaya doyarız dedik" dediğini...
Hayber Savaşında şehitlerimizin sayısının 16 ila 23 arası olduğunu... Yahudilerin kaybının ise 93 kişi bulunduğunu...
Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) Hayber fethinden sonra Yahudi ölüleri arasında kayıplarını arayan Safiyye ve kız kardeşi ve onların yanında umursamazca gezinen Bilali Habeşi'yi gördüğünü. Sonra Hz. Bilal'e sertçe: "Senin kalbinde hiç merhamet yok mudur? Kendi akrabalarından olup ölmüş bulunan kimselerin cesetleri arasında dolaşmakta olan iki genç kızın ya
nından böyle geçiyorsun" diyerek insan hissiyatını dikkate almakta nasıl zirve olduğunu gösterdiğini...
Hayber Yahudilerinin SAVaş sonrası anlaşmada Müslümanların gösterdiği adalet için; "Öyle bir adalet ki, cennet yeryüzünde kurulmuş" dediklerini...
Beş yüz sahabe ile görüştüğü bilinen tabiin âlimi Abdurrah man bin Ebu Leyla'ya göre Hayber fethinin Hudeybiye sulhundan 20 gün sonra vukuu bulduğunu ve Fetih Suresindeki: "Ve onlara yakın bir fetih verdi" ayetindeki "yakın fetih'in" Hayber zaferi olduğunu...

DAVET MEKTUPLARI
Peygamber Efendimizin Fars Kisrasına Abdullah bin Hüzafe'yi (r.a.) ile bir davet mektubu gönderdiğini... Hz. Abdullah'ın mektubu Bahreyn emirine teslim ettiğini. Bahreyn emirinin Abdullah bin Hüzafe'yi mi yoksa başka birini mi Kisraya gönderdiğinin bilinmediğini...
Merhum Ali Himmet Berki'nin yazdığına göre, 628 yılında Peygamberin (SAV)ashabından birinin Çin İmparatoru Taî Dsung'a hediyeler götürdüğünü ve ondan Çin'de İslamiyet'i neşretmek için izin aldığını...305
Peygamberimizin Savaşı hep son seçenek olarak gördüğünü. Yemen'e kumandan olarak gönderdiği Muaz bin Cebel (r.a.)'e: Onları davet etmedikçe SAVaşmayın. Davetinize icabet etmeseler bile siz Savaşı başlatmayın. Eğer Savaşı önce onlar başlatırsa, içinizden birini öldürmedikçe ve siz de bunu onlara göstermedikçe onlarla SAVaşmayın. O zaman onlara deyin ki: "Bu sizin yaptığınız hayra ulaşır mı?"
Serveri Ekrem'in Habeş Necaşi'si nin gönderdiği heyete bizzat kendi elleriyle hizmet ettiğini... Bu işi kendilerine bırakmasını rica eden ashabına: "Doğrusu bunlar bizim arkadaşlarımıza ikramda bulunmuşlardı. Onlara bizzat mukabelede bulunmak istiyorum" buyurduğunu...
Peygamberimiz hakkında Bizans hükümdarı ile görüşen Ebu Süfyan’ın bu görüşmeden sonra yanındaki arkadaşlarına: "Muhammed'in davası önüne geçilemeyecek kadar duyulup güçlenmiştir. Baksanıza Beni Asfar (BizanslIlara Araplar böyle derdi) hükümdarı bile ondan korkuyor." dediğini...
Bizans hükümdarı Heraklius'un Astronomi'den anlayan biri olup, bir gün yüzünün renginden bir şey olup olmadığını soran Rum patriklerine: "Yıldızlara bakarken sünnetlilerin hükümdarının zuhur ettiğini gördüm" cevabını verdiğini...
Nebi (Aleyhissalatu vesselam)'ın mektubu kendisine ulaştığında Heraklius'un bu mektubu Başpiskopos'una gösterdiğinde ondan; "Allah'a and olsun ki, bu Musa ve İsa'nın bize müjdeledikleri ve bizim beklemekte olduğumuz peygamberdir. Ben kendim o Peygamberi tasdik edip, ona uyacağım" cevabını aldığını... Bunun üzerine kendisinin de: "Evet, o Peygamberdir. Ancak onu tasdik etmeye ve tâbi olmaya muktedir değilim. Eğer bunu yaparsam, hükümdarlığım elden gider ve BizanslIlar da beni öldürür." dediğını...
Peygamber Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) İslam'a davetine icabet eden Habeş Necaşisinin; "Musa Peygamber 'Mer kebe biner' diyerek İsa Peygamberin geleceğini müjdelediği gibi, İsa Peygamber de 'deveye biner' diyerek Muhammed Peygamberin geleceğini öyle haber vermiştir" dediğini...
Rasulullah'a Habeş Necaşisi Asheme'den: bir çift mest, cam bardak, üç adet küçük mızrak, Habeşi başlıklı altın bir yüzük, Rum Kayserinden: dinar, zencebil dolu küp, ipek cübbe, Mısır Mukavkısı Cureyc İbni Minâ'dan; Mısır işi ince bir giysi, Mariye ve kız kardeşi Şirin, Mebur adlı erkek bir köle, ak tüylü bir katır, bir merkep, bin miskal altın, bir tane billur cam bardak, sürme danlık, ayna ve tarak, kokulu bal, misk gibi bazı kokular, Eyle melikinden; beyaz bir katır, Yemen hâkiminden; pahalı bir ipek takım hediye gönderildiğini...
Ebu Davud'da geçen bir rivayete göre Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) "Habeşliler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız” diyerek, İslam'ın ilk zamanlarında Müslümanlara bağırlarını açan bu halka karşı kadirşinas davrandığını...

KAZA UMRESİ
Peygamber Efendimizin Hudey biye sulhundan bir sene sonra Kaza umresi için Mekke'ye geldiğini. Bu sırada düşmana duyuracak şekilde Abdullah bin Revaha (r.a.) hazretlerinin onu övücü şiirler söylediğini. Bunu garipseyen Hz Ömer'e (r.a.) Habibi Zişan Efendimizin "Bırak onu Ya Ömer! Şiir o düşmanlara atılan oklardan daha çabuk isabet eder" buyurarak aynı zamanda basının önemine de dikkat çektiğini...
Rasuli Zişan'ın (Aleyhissalatu vesselam) kaza umresinde ashabından çevik hareketler yapmalarını istediğini. Onları uzaklardan seyreden müşriklerin bu hali görünce; "Bunlar mı bizim sıtmadan perişan olduğunu sandığımız kimseler! Bunlar ceylan gibi zıplıyorlar" dediklerini...
Hudeybiye sulhundan bir sene sonra yapılan Kaza umresinin Mekkelileri çok yumuşattığını. Hatta İkrime bin Ebu Cehil'in Ebu Süfyan'a; "Vallahi ben, sene geçmeden bütün Mekke halkının Muhammed'e tabi olmasından endişe etmeye başladım" dediğini...
Kaza Umresinin 4 adı olduğunu:
1             Kaza
2             Kazıyye
3             Kısas
4             Sulh       Umresi

İSLAM'A İLTİHAKLAR
Amr bin As'ın Hudeybiye sulhundan sonra yerleşmek için gittiği Habeşistan'da, öldürmek için kendisine teslim etmek üzere Rasuli Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam)bir elçisini Habeş Necaşisinden istediğini... Bunun üzerine Necaşi'nin Amr'ın burnuna şiddetli bir darbe indirip, onu kan revan içinde bıraktığını ve sonra: "Ey Amr! Demek sen Musa ve İsa peygamberlere gelmiş olan Namusu Ekber'in (Cebrail) kendisine gelip durduğu bir zatın elçisini öldürmek üzere sana vermemi istiyorsun ha? Vallahi eğer onu öldürmüş olsaydın sizden hiçbirinizi sağ bırakmazdım. Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) elçisi öldürülür mü hiç?" dediğini... Bu hadiseden çok etkilenen Amr'ın kısa bir zaman sonra Müslüman olduğunu...
Rivayete göre Amr'ın, Necaşinin şiddeti karşısında; " Eğer yer açılsaydı, korkudan girerdim dediğini..."
Halid Bin Velid'in Müslüman olduğunda Kureyş büyüklerine: "Aklı başında olan herkes artık Muhammed'in sihirbaz ve şair olmadığını, onun söylediği sözlerin de Âlemlerin Rabbinin sözü olduğunu anlamıştır. Akıl ve basiret sahiplerinin ona tâbi olmaları hak olmuştur" dediğini. Bu sözleri duyunca öfkelenen Ebu Süfyan'ın, Halid'in üzerine atılmak istediğini. Onu durduran İkrime bin Ebu Cehil'in: "Yavaş ol bakalım ey Ebu Süfyan! Bu görüşünden dolayı Halid'i öldürmek mi istiyorsun? Aslında bütün Mekkeliler bu görüştedirler. Vallahi korkarım ki bir sene geçmeden bütün Mekke halkı bu görüşe uyacaktır." dediğini...
Müslüman olup Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) önünde beyat eden Hz. Halid'e Habibi Ekrem (Aleyhissalatu vesselam) efendimizin "Ben zaten senin akıllı biri olduğunu biliyordum. Bu akıllılığının seni er geç hayra kavuşturacağını ümid ediyordum" buyurduğunu...
Halid bin Velid'le aynı gün Rasulu Ekrem'e beyat (Aleyhissalatu vesselam) eden Amr bin As'ın daha önceleri; "Bütün Kureyş Müslüman olsa bile yine de ben Müslüman olacağımı zannetmiyorum" derken, iman nuru gönlüne girince; "İnsanlardan hiçbiri bana Rasulullah'tan (Aleyhissalatu vesselam) daha sevgili ve daha yüce olmamıştır" dediğini...
Mekke fethinden sonra İslam'a teslim için gelen heyet sayısını siyer ulemasının 70'i geçtiğini söylediğini...

MUTE SAVAŞI
Mute'ye giden orduya katılan ama Efendimiz (SAV)in arkasında son bir Cuma namazı kılmak için Medine'de kalan Abdullah bin Revaha'ya : "Yeryüzü dolunca sadaka dağıtsan, onların bir sabah namazında elde ettikleri ecr ve mükâfatı elde edemezsin" denilince bu zatın hemen yola çıkıp arkadaşlarına yetiştiğini...
Mute'ye ilerleyen İslam ordusunun ilk önce Gassani meliklerinden Şurahbil'in kardeşi Sedus'un ordusunu Vadi'l-Kura'da bozguna uğratıp Sedus'u öldürdüğünü. Bunun da Şurahbil'in gözünü korkuttuğunu...
Müslümanların Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam) hayattayken yaptıkları en zorlu ve en kanlı Savaşın 629 yılının Ağustos veya Eylül ayında cereyan eden Mute muharebesi olduğunu... Bu SAVaştan sonra İslam'ın gücü Arap kabilelerini derinden etkileyerek Süleym, Eşca, Gatafan, Zübyan, ve Fezara gibi kabilelerin Müslüman olduğunu...
Mute Savaşında Rasuli Ekrem (Aleyhissalatu vesselam)'in amcazadesi Hz. Cafer bin Ebu Talib'in çok şiddetli ve kahramanca Savaştığını. İbni Ömer'in (r.a.); "Cafer bin Ebu Talib'i aradık. Onu şehidler arasında bulduk. Vücudunda 90 küsur ok ve mızrak yarası vardı. Ve bütün bunlar vücudunun ön kısmındaydı" dediğini...
SAVaş meydanından kaçmamak için atını ilk öldüren Müslüman'ın; Rasuli Ekrem (SAV)'in amcasının oğlu Hz. Cafer (r.a.) olduğunu...
Halid bin Velid hazretlerinin (r.a.); "Mute günü 9 kılıç elimde kırıldı. Ancak bir Yemen işi kılıç elimde dayanabildi" dediğini...
İbni İshak'ın rivayetine göre Rasulullah'ın Mute'de şehid olan üç kumandanın hakkında şöyle buyurduğunu; Onlar altından divanlar üstünde cennete kaldırıldılar. Abdullah bin Revaha'nın divanında hafif eğrilik gördüm. Bu neden diye sordum. Bana; "O ikisi (Zeyd bin Harise, Cafer bin Ebu Talib) hiç tereddüt etmeden ilerledi. Ama Abdullah önce biraz tereddüt etti, sonra ilerledi" dendi.
Mute'de çarpışan ordunun güzel bir manevra ile düşmanı püskürtüp, çemberi yarıp Medine'ye çekilmesi üzerine halkın askerlerin yüzüne toprak saçıp, "Kaçaklar! Allah yolunda çarpışmaktan yüz çevirdiniz" lafları ile onları kınaması üzerine Efendimizin "Hayır! Onlar firari (kaçak) değil, kerraridir (döne döne çarpışanlar) inşallah" buyurarak meseleyi kesip attığını...
Bedir Savaşının Arap topraklarında İslam ordunun ilk Savaşı olduğu gibi Mute muharebesinin de Arap toprakları dışındaki ilk çatışma olduğunu...
Mute Savaşında İslam ordusunun kaybının sadece 12 olduğunu... Bu durumun Bizans ve onun müttefiki Arapların gözünü korkuttuğunu...
Allah Rasulünün hayatında bizzat yönetmediği tek Savaşın Mute olduğunu.
Efendimizin Hz. Cafer'in (r.a.) şehadetini hanımı Esma binti Umeys'e bildirdikten sonra hanesine döndüğünü ve zevcelerine; "Cafer ailesi için yemek yapmayı ihmal etmeyiniz" buyurduğunu... Bunun üzerine üç gün, şehidin hanesine yemek pişirilip gönderildiğini ve ölü evine yemek yapılıp gönderilmesi gibi güzel bir âdetin böyle ortaya çıktığını...

MEKKE'NİN FETHİ
Efendimizin (SAV)Mekke fethi hazırlıklarını çok gizli tuttuğunu. Hatta Hz. Ebubekir'in seferin nereye olduğunu öğrenmek için meseleyi Hz. Aişe'ye açtığını ama onun da babasını aydınlatamadığını...
Serveri Ekrem Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) amcası Hz. Abbas'ın İslam ordusu Mekke'yi fethetmek için yola çıktığında hicret etmek için ailesi ile Mekke'den ayrıldığını, yolda İslam ordusu ile karşılaşınca, Efendiler Efendisinin "Ben Peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de muhacirlerin sonuncususun" buyurduğunu...
Bütün siyer müelliflerinin ittifakına göre Rasuli Ekrem Efendimizin Fetih günü, Zituva mevkiinde ordunun Mekke'ye giriş programını komutanlara tebliği edip, sekiz sene önce Mekke'den nasıl çıktığını yâd ettiğini. Sonra, bu fethi ihsan eden Rabbine karşı hamdu sena duyguları içinde mübarek başı devenin boynuna secde eder gibi bir vaziyette bu mevkiden Mekke'ye kadar aynı geldiğini...
Fetih günü mübarek başında siyah bir sarık bulunduğunu...
Mekke'ye girerken çok güzel bir manzaranın da Abdullah ibn i Abbas Abdullah ibni Zübeyr, Abdullah bin Cafer'in de içinde bulunduğu Haşimi çocukların kendisini istikbal etmesi ve Peygamberimizin onları sevip, İbni Abbas ile İbni Caferi Tayyar'ı terkisine alması olduğunu...
Mekke'nin Fetih günü Rasuli Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) Ümmü Hani binti Ebu Talib'in evinde sekiz rekât Fetih namazı kıldığını...  
Mekke fethi günü Allah Rasulünün (Aleyhissalatu vesselam) Mekke'ye girdiğinde, sesini işittirecek derecede bir sada ile Fetih suresini okuduğunu...
Mekke fethedildiğinde Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) Kâbe anahtarlarını istetip Kâbe'nin içerisine girdiğini. Burada Hz. İbrahim'in (a.s.) elinde fal okları ile tasvir edildiği resmi gördüğünde; "İbrahim böyle bir şey yapmadı. O Müslüman'dı, tevhid dininin hadimi idi" buyurduğunu, Meleklerin güzel kadınlar şeklinde yapılmış resimleri için de; "Meleklerde erkeklik ve dişilik yoktur" diye ferman ettiğini. Ve bu resimlerin üzerlerinin kapattırdığını...
Mekkelilerin meşhur putu Hubel'in parçalanıp, çöpe atıldığı gün Zübeyir bin Avvam'ın (r.a.) Ebu Süfyan'a; "Uhud'da övündüğün Hubel'i görüyor musun?" dediğinde onun; "Artık kınamayı bırak. Görüyorum ki, Muhammed'in Allah'ından başka tanrı olsaydı işler başka türlü giderdi" dediğini...
Mekke'de fetih sonrası 19 gün kalındığını...

HUNEYN SAVAŞI
Huneyn muharebesinde olabildiğince şiddetine rağmen Müslümanların 4 şehid verdiğini, Düşman kaybının ise 70 ölü olduğunu...

TAİF KUŞATMASI
Peygamberimizin ilk defa Taif kuşatmasında debbabe (Tahta veya deriden yapılıp, insanların içine girdiği ve kale dibine gelerek vura vura taşları oyan harp alet) kullandığını... Mancınıklardan da istifade edildiğini...  
Bu çetin ve bir ay kadar süren kuşatmada mancınık ve debbabe kullanılması fikrini Selmanı Farisi'den geldiğini.
Cömertliği ile tarihte meşhur biri olan Hatemi Taî hakkında Allah Rasulu'nun Hatem'in kızı Sofane'ye; "Senin baban İslam'ın telkin ettiği faziletle süslü bir adamdı" dedikten sonra ashabına; "Hatem'in kızı serbesttir, babası insanlık sever bir adamdı, Allah merhametli olanları sever ve mükâfatlandırır" buyurduğunu...  (Hatem'in bir kıssası için Lem'alar'da 19. Lem'anın 4. nüktesine bakılabilir.)

TEBÜK GAZVESİ
İslam tarihinde ilk defa umumi seferberliğin Rum imparatorluğuma karşı tedafüi olarak yapılan Tebük seferinde açıldığını...
Tebük seferine teçhizat yokluğundan iştirak edemeyen 7 zatın kederlerinden devamlı gözyaşı döktüğünü ve bunlara "Bekkaun" (Ağlayanlar) diye meşhur olduğunu... Bu zatların; Salim bin Umeyr, Amr bin Hummam, Uleyye bin Zeyd, Irbad bin Sariye, Ebu Leyla el Mazini, Abdullah bin Mugaffel ve Seleme İbni Sahr olduğunu... Haklarında kendilerini öven ayet (Tevbe;92) nazil olduğunu... Bu zatların bilahare bazı sahabelerle teçhiz edilerek sefere iştirak ettiklerini...
İbni Kayyım’ın yazdığına göre Tebük'te orduya en fazla parasal yardımda bulunan Hz. Osman'ın bu yardımının levazımatla rıyla birlikte 300 deve ve bin dinardan ibaret olduğunu...
Hz. Ömer'in (r.a.) Tebük gazvesinde çektikleri sıkıntıları anlatırken "O kadar susamıştık ki, susuzluktan boynumuzun kopacağını (öleceğimizi) zannettik. Herhangi birimiz gidiyor, yüklerimiz arasında su arıyor, bulamayınca ümitsizlikten ve yorgunluktan orada düşüp kalıyor, geri dönemiyor, boynunun kopacağını sanıyorduk. Hatta içimizden biri devesini kesmiş, dışkılarını sıkarak içmiş, sonra da ciğerindeki suları toplamıştı" dediğini...
Tebük seferinde münafıkların plan ve foyaları günü gününü inen ayetlerle yüzlerine çarpıldığı için Tebük seferine "Rüsvaylık gazası" da dendiğini...
Efendimizin Tebük seferi dönüşü, Medine evleri uzaktan göründüğünde; "Bu Tâbe'dir. (Hoş bir şehir) Şu ise (Uhud dağı) bizi seven ve bizim de onu sevdiğimiz bir dağdır" buyurduğunu...
Tebük seferi dönüşü Medine halkının Habibi zişanı aynen Hicrette olduğu gibi hep bir ağızdan "Ay döndü üzerimize, Veda tepelerinden..." kasidesiyle karşıladığını...
Tebük seferine geriye kalıp yetişemeyen ve bundan dolayı haklarında tecrid boykotu uygulanan üç sahabe (Ka'b bin Malik, Mürare bin Rebii, Hilal bin Ümeyye)nin 50 gün sonra gelen ayetle af edildiklerini. Bunlardan Hilal bin Ümeyye hazretlerinin af müjdesini duyunca secdeye kapaklanıp uzun bir müddet başını kaldıramadığını. Hatta müjdeyi getiren sahabenin; "sevincinden can verdiğini sandım" dediğini...

VEDA HACCI
Rahmet Peygamberi (Aleyhissalatu vesselam)'nin Veda hac cındaki konuşmasını Rabia bin Ümeyye bin Halef gibi gür sesli münadier tarafından yüksek sesle halka aynı anda duyurulduğunu...
Veda haccı bitiminde "Bugün sizin dininizi ikmal ettim. Size olan nimetimi tamamladım. Ve din olarak İslam'dan razı oldum" (Maide:3) ayetleri nazil olunca Hz. Ebubekir'in (bir rivayette Hz Ömer) ağladığını... Sebebini soranlara "Her kemalden sonra mutlak noksanlık gelir" diyerek bu ayetten Nebinin (Aleyhissalatu vesselam) vefatını sezdiğini...
Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve selem), veda haccından sonra seksen bir veya seksen iki gün yaşadığını...

VEFATI
Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve selem) çok sevdiği sahabelerden Abdullah bin Büsr'e "Nebi ihtiyar mı idi?" diye sorulduğunda "Alt dudağıyla çenesi arasında birkaç beyaz tel bulunuyordu" dediğini. Saçındaki beyaz tellerin de 10 ile 17 arası söylendiğini...
Nebi (SAV)'in her Ramazan ayında on gün itikâfa girdiği halde vefat edeceği sene Ramazanında yirmi günü itikâfta geçirdiğini...
Rivayetlerin çoğunluğuna göre Serveri Ekrem'in vefat hastalığının 13 gün sürdüğünü...
Aziz Peygamberimizin vefat hastalığının humma hastalığı olduğu ve soğuk su ile tedavi edilerek hafiflediğini...
Habibullah'ın Hayber'de Selam bin Mişkem'in karısı Zeynep'in eliyle gerçekleşen zehirlenmenin etkisini ömrü boyunca taşıdığını. Vefat hastalığı sırasında kendisini ziyaret gelen Ümmü Bişr binti Bera'ya: "Ey Ümmü Bişr! Şu anda Hayber'de kardeşinle beraber yediğim zehirli etten dolayı kalp damarlarımın koptuğunu hissediyorum" buyurduğunu... Bazı Siyer ulemasının Allah Rasulünün vefatında bu zehirin de tesiri olduğundan dolayı kendisinin aynı zamanda şehid olduğunu kabul ettiklerini...
Nebiyyi Masum'un (Aleyhissalatu vesselam) kıldırdığı son namazın bir öğle namazı olduğunu...
Fahrı Kâinat'ın (Aleyhissalatu vesselam) vefat hastalığı sırasında ; "Ya Aişe! Hâlâ Hayber'de yediğim zehirli yemeğin acısını duyuyorum" buyurduğunu...
(Not: Geniş izahat için Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Varlığın Metafizik Boyutu adlı eserine bakınız.)
Hz. Aişe'nin (r.a.) Rasulullah'ın hastalığının şiddetini anlatma sadedinde; "Hakikaten, Rasulullah'ın hastalığından daha zor, daha şiddetli bir hastalık görmedik" dediğini...
Rahmetin lil âleminin bütün âlemleri yetim bırakarak ebedler âlemini şereflendirmesinin ikindi vakti olduğunu...
Peygamberimizin (Aleyhissalatu vesselam) vefatı hengâmın da üzerindeki elbisesinin yamalı bir örtü ve el dokuması sert bir entari olduğunu...
Habibullah'ın vefat tarihinin hicretin 11. senesi olduğunu...
Ezvacı tahirattan Ümmü Seleme validemizin (r.anha) Peygamber Efendimizin vefatı için "O ne kötü bir musibettir ki, başımıza gelen bu musibeti hatırladığımızda bundan sonraki musibetler bize hep basit ve anlamsız gelirdi" dediğini...
Hatemün Nebi'nin vefatında ciğerparesi Fatıma'nın gözyaşları içinde: "Babacığım benim! Kendisini çağıran Rabbinin davetine icabet etti. Babacığım benim! Cennetül Firdevs onun yeri! Ya Cibril! Başın sağ olsun" buyurduğunu...
Rasulullah'ı yıkayan Hz. Ali'nin (r.a.), her ölüde görülen idrar vesaireyi göremeyince "Babam sana feda olsun. Sen çok temizsin. Hayatta iken temizdin. Ölünce de temizsin" dediğini...
Cenazesi yıkanırken su dökme işini Üsame bin Zeyd, Hz. Ab bas ve Rasulullah'ın azadlısı Şükran (Salih)'ın yaptığını, Hz Ali'nin elindeki bezle, gömlek üzerinden ovuşturarak mübarek vücudu yıkadığını, Evs bin Havli'nin de su taşıdığını.375
Efendimizin Gurs kuyusunun suyu ile yıkandığını...
Rasulullah'ın Suhuliye denilen üç parça bez içinde kefenlendiğini...
Rasulullah'ın cenaze namazının gruplar halinde odasına girilerek önce erkekler, sonra hanımlar, akabinde de çocuklar tarafından kılındığını. Bu namazda kimsenin imam olmadığını ve ferdi olarak eda edildiğini...
Peygamberimizin kabrini Ensar 'dan Ebu Talha hazretlerinin kazdığını... 
Rasuli Ekrem (SAV)'in kabrinin kazıldığı toprak ıslak olduğu için üzerinde vefat ettiği yatağın zemine serildiğini...
Efendimizi kabrine Hz Ali, Fadl bin Abbas, Üsame bin Zeyd ve Abdurrahman bin Afv'ın indirdiğini...
Peygamberimizin Çarşamba günü gece yarısında defnedildiğini...

İBADETLERİ
Rasulullah'ın her gece 11 veya 13 rekât teheccüd namazı kıldığını...
İbni Abbas'tan bir rivayete göre Rasulullah'ın "Üç şey var ki, bana farz, size nafiledir:
1             Kurban kesmek
2             Vitr        namazı
3             Sabahın               iki rekâtlık sünnetini kılmaktır" buyurduğunu...
Efendimizin teheccüd kılmadığı tek gecenin Veda haccında Muzdelife'de kaldığı gece olduğunu...
Allah Rasulu'nun sabah namazlarının sünnetini hızlı kıldığını... Hatta Hz. Aişe'nin "Bazen Fatiha suresini okudu mu, okumadı mı diye düşünürdüm " dediğini... Farzında ise uzun sureler okuduğunu...
Hz. Enes'in; "Hz. Peygamber rü kûdan sonra o kadar uzun ayakta dururdu ki, bizler, secdeye gitmeyi unuttuğunu zannederdik" dediğini...
Ahirzaman Peygamberinin 4 defa umre yaptığını...
Müslim'de geçen bir rivayete göre Nebi (SAV)'in bir sene keçiden mamul bir Türk çadırında itikâfa girdiğini. Aliyyül Kari'nin Mişkat Şerhinde bu çadıra Harkan dendiğini yazdığını...

ÖZELLİKLERİ
İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Cenabı Hakk'ın Kur'an da sadece Hz. Peygamberin hayatına yemin ettiğini... (Hicr72) Şeyh Galib'in meşhur naat'ında: "Menşuru leamrükle müeyyedsin efendim" diyerek bu yemine işaret ettiğini...
Peygamberimizin isminin Kur'an'da Muhammed olarak dört defa (Âli İmran:144, Ahzap; 40, Muhammed:2, Fetih: 19) ve Ahmed olarak bir defa (Saf:6) olarak 5 defa geçtiğini...
Rasuli Ekrem'in "Allah koyun çobanlığı yapmayan hiçbir nebi göndermemiştir" buyurduğunu... Nesai'nin rivayetine göre ise "Hz. Musa koyun çobanı olduğu halde Peygamber oldu. Hz. Davud koyun çobanı iken Peygamber oldu. Ben de ehlimin koyunlârını Ciyad'da güderken Peygamber oldum" buyurduğunu...
Cenabı Hakkın bazı peygamberleri kendi ismiyle isimlendirdiğini, mesela Hz İsmail ve İshak için Âlim ve Halim, Hz. İbrahim için Halim, Hz Musa için Kerim, Hz Yusuf için Hafiz isimlerini kullandığını... Rasulullah'ın ise bu isimlerden 30 kadarıyla Kur'an'da isimlendirildiğini...
Cenabı Hakkın peygamberler içinde Rauf ve Rahim isimleriyle sadece Rasulu Ekrem'i (Aleyhissalatu vesselam) andığını...
Nebii Zişan'ın (Aleyhissalatu vesselam) uykusunda az miktarda horultu sesi geldiğini...
Bazı kaynaklara göre Habibullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) gözlerinin açık kahverengi olduğunu...
Bera bin Azib (r.a.)'in; "Rasulullah'a bir soru sormak istiyordum. Ama heybetinden ancak iki sene sonra sorabildim" dediğini...
Bir zatın Hz. Aişe'den Nebi'nin ahlakını sorması üzerine, onun; "Müminun suresini okumuyor musun? Başından on ayeti oku. İşte Rasulullah'ın ahlakı öyle idi" dediğini...
Hz. Aişe'nin "O darılırsa Kur'an darıldığı için darılırdı. Beğenirse, Kur'an beğendiği için beğenirdi" dediğini...
Hz. Aişe'nin bir soru üzerine; "Rasulullah fahiş, mütefahhiş değildi. Yani o, ne çarşıda pazarda çığırtkanlık yapardı, ne de kötülüğe kötülükle mukabele ederdi. Bilakis o, kusuru affederdi. Bir yerde bir eksiklik görürse, yüzünü öbür tarafa çevirirdi" dediğini...
Sir VVilliam Muir'in "Muhammed'in Hayatı" adlı eserinde: "Hz. Muhammed hakkındaki bütün neşriyatımız bir nokta üzerinde ittifak eder; o da, onun ahlakının temizliği ve yüksekliğidir" dediğini...
İnsan Hakları Beyannamesini hazırlayanlardan General Lafe yette'nin vazife icabı Kur'an'ı baştan sona okuduktan sonra; "Aşk olsun ey şanlı Arap, adaleti sen kurmuşsun" dediğini...
Hz. Enes bin Malik'in; "Rasulullah söven, lanet eden, kötü söz söyleyen biri değildi. Birimize kızdığında "Alnın topraklansın" derdi" dediğini..
Efendimizin Hz. Hatice (r.a.)'ye; "Ya Hatice! Bu dünyada dört şeyden hiç hoşlanmam ve Allah'a sığınırım; "Korkaklık, cimrilik, tembellik bir de pislik" buyurduğunu...
Rasuli Kibriya'nın (Aleyhissalatu vesselam) konuşma üslubu hakkında Ümmü Mabed adlı hanım sahabenin: "Sustuğunda üzerinde bir vakar görülürdü. Konuştuğunda da heybeti ve tatlı konuşması açığa çıkardı. Konuşması açık seçik olup kelimeleri lüzumsuz ve işe yaramaz değildi. Kelimeler bir ipe dizilmiş boncuklar gibi ağzından düzgün bir şekilde çıkardı" dediğini...
Hz. Aişe’den gelen bir rivayete göre, Rasulullah’ın bir şey için tasalandığında sakalını ellerinin arasına alıp uzunca düşündüğünü...
Fahrı Âlem (Aleyhissalatu vesselam)'ın, cömertliğin bir zirvesi olarak, verecek bir şey bulamadığı zaman borçlu kimselerin borçlarını ödemeyi üzerine aldığını...
İnsanlığın iftihar tablosunun (Aleyhissalatu vesselam) akrabalık bağlarına son derece önem verdiğini. Bu babda, kendisi ile ilişkilerini kesen akrabaları için şöyle ferman ettiğini: "Onlar bana yardımcı olmadılar. Yalnız onlar için bir akrabalık bağı vardır ki, ben onun ıslaklığı ile ıslanacağım."
Rasulullah'ın çocuklarla şakalaşmayı çok sevdiğini. Mesela Mahmud b. ErRebi'nin "beş yaşında iken Nebiyyi Ekrem bir kere bir kovadaki sudan ağzına alıp, yüzüme püskürttüğünü hatırlarım" dediğini...
Hatemül Enbiya'nın (Aleyhissalatu vesselam) İbrahim, Musa ve İsa peygamberleri şöyle tasvir buyurduğunu; "İbrahim'e gelince ona arkadaşınızdan (yani kendisini kastediyor) daha çok benzeyen, arkadaşınıza da ondan daha çok benzeyen bir kimse göremedim. Musa uzun bir kimseydi. Kıvırcık saçlı ve burun kemeri kalkıktı. İsa bin Meryem'e gelince, o kızıl renkli olup, orta boylu idi. Sanki hamamdan çıkmış da başından su damlıyordu. Aranızda en çok Urve bin Mesud'a benziyordu."
Hz. Ali'nin; "Harp şiddetlenip gözler kızardığında Rasulullah bizi korurdu. Kimse düşmana ondan daha yakın olamazdı" dediğini...
Abdullah bin Ömer'in: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sel lem)'tan daha cesur, daha yiğit, ondan daha çok diğergam (başkasını düşünen) ve ölümden korkmayan birini görmedim" dediğini...
Rasulu Mücteba'nın (SAV); "Ben çocukluğumdan beri hayatımın her safhasında ancak verdiğim
sözde durmakla, vefakârlıkla tanınmış, bilinmişimdir" buyurdugunu..
Sahabe'den Ebu Derda'nın rivayetine göre şiddetli bir rüzgâr çıkınca dehşete kapılıp mescide gelmek ve tazarru ve niyazda bulunmanın Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) adetlerinden olduğunu...
Rasulullah'ın seferden her geldiğinde mescide girerek iki rekât namaz kılmaktan çok hoşlandığını Sonra Hz. Fatıma'nın halini sorup, sonra zevcelerinin yanına gittiğini...

MAL, ELBİSE VE EŞYALARI
Ömer bin Abdülaziz'in Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) eşyalarını bir eve toplayarak müze yapıp, sergilediğini... Sergilediği eşyanın ise iple örülmüş bir sedir, içi hurma lifi ile doldurulmuş bir çanak, su bardağı, elbise, el değirmeni, başına sardığı bir kadife ve giyim eşyasından ibaret olduğunu...
Peygamberimizin (Aleyhissalatu vesselam) meşhur devesi Kasva'yı hicreti sırasında 400 dirheme aldığını, ona kesik kulak (Kasva) adını bizzat verdiğini ve hayatı boyunca ondan çok memnun kaldığını...
Buhari'nin rivayetine göre, Rasulullah'ın ekmeği keserken bıçak kullandığını...
Peygamberimizin atlarının adının Since ve Lahif, merkebinin Afir, katırının Düldül ve Tiyye, develerinin adının Kusva ve Adba olduğunu...
Bir rivayette üç atı olup bunların isimlerinin: Lizaz, EzZarif, ElLuheyf olduğunu...
Bazı eserlerde Efendimizin at sayısının dokuza kadar çıkarıldığını... Bu atlardan üçünü at yarışlarına soktuğunu...
Hz. Ömer'in (r.a.) kızı Hz. Hafsa'ya (r.a.): "Rasulullah'ın şendeki en güzel elbisesi neydi?" diye sorması üzerine, validemizin; "Kırmızı toprakla boyanmış iki parçadan ibaret bir takım elbiseydi. Bunu yanına heyetler geldiği zaman ve Cuma namazında giyerdi" dediğini...

SEVDİKLERİ
Efendimizin ata binmeyi çok sevdiğini... Atlardan da özellikle doru, karayağız veya sarı renkli olanları sevdiğini...
Rasulullah’ın elbise rengi olarak beyazı sevdiğini...
On sene hizmetinde bulunan Hz. Enes bin Malik’in (r.a.) rivayet ettiğine göre Nebi (SAV)’in en sevdiği giysileri Bürdi Yemani (Pamuktan veya ketenden dokunan bir kumaş) olduğu ve vefat ettiğinde beyaz bir Bürdi Yemani (Araplar Hıbare de derler) ile kefenlendiğini...
Peygamberimizin üç külahı olduğunu;
a) Mısır işi Külah b) Şam işi Külah
c) Kulaklı Külah.
Kulaklı külahı seferlerde giydiğini, Şam işinin renginin beyaz olduğunu...
Serveri Ekrem'in en sevdiği yemeğin tirid (ufalanmış ekmek parçalarının üzerine et suyu dökülerek hazırlan yemek) olduğunu. Aynı zamanda, bal ve tatlılardan da hoşlandığını...
Ebu Kebşeti'l Enmari'nin rivayetine göre Efendimizin turunç ve kızıl güvercini seyretmeyi sevdiğini...
Rasulu Ekrem'in (Aleyhissalatu vesselam) koyun ve keçileri çok sevip olara "bereket" adını verdiğini. Mesele bir kimseye "evinizde kaç bereket var" diye sorduğunda bununla keçiyi kastettiğini...
At'ın, Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) en çok sevdiği hayvanlar arasında olduğunu... Hatta İbni Abdülberr'e göre atı övdüğü kadar hiçbir hayvanı övmediğini... Bir rivayette "Sahibi için koyun berekettir, deve izzettir. Ata gelince, hayır onun alnına bağlanmıştır" buyurduğunu...
Nebi (Aleyhissalatu vesselam)'ın kedilerden de çok hoşlandığını. Ev kedileri için "min metai'lbeyt" (evin bir unsuru) "min ehli beyt" "ailenin bir ferdi" tabirlerini kullandığını...
Mısır Mukavkısı Cüreyc'in, Peygamber'in (Aleyhissalatu vesselam) elçisi Hatib bin Beltea'ya; "sürme çeker mi?" diye sorduğunda Hatıb'ın "Evet, aynaya bakar, saçını tarar, seferde ve hazerde beş şeyi; "Ayna'yı, Sürmeyi, Tarağı, Makası, Misvak'ı yanından ayırmaz" cevabını verdiğini...

HANIM, ÇOCUK VE TORUNLARI
Hz. Ali ile Hz Fatıma'nın evliliğinden Rasuli Zişan'ın (Aleyhissalatu vesselam) dört torunu olduğunu. Bunların; Haşan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm" olduğunu...
Peygamber Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) Haşan (güzel adam) ismini çok sevdiği için ilk torununa bu ismi verdiğini. Diğer torunu doğunca da bu sefer ona "küçük güzel adam (Hüseyin) ismini koyduğunu...
Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) kızı Hz. Zeynep'ten Lübâbe (Bir rivayette Umame) adlı bir kız torunu olduğunu. Rasulullah'a bir gece kıymetli boncuktan yapılmış bir gerdanlık getirildiğini. Allah Rasulunun (Aleyhissalatu vesselam) "Bu gerdanlığı ailemde en sevdiğime hediye edeceğim" buyurduğunu. Herkesin sabaha kadar heyecanla beklediğini... Sabah olunca Lübâbe'yi çağırıp gerdanlığı onun boynuna taktığını ve annesi yeni vefat etmiş bu torununun gönlünü aldığını...
Hatemül enbiya'nın kendisine Habeş Necaşisinin gönderdiği altın yüzüğü de yine Umame adındaki Hz. Zeynep'ten olan torununa vererek "Kızım, bunu sen takın" buyurduğunu...
Peygamberimizin (Aleyhissalatu vesselam) hanımlarından ikisinin kendisinden evvel vefat ettiklerini bunlardan birinin Hz. Hatice diğerinin "Fakirlerin annesi" lakaplı Zeynep binti Hüzeyme olduğunu...
Peygamberimize hanımları içinde ilk kavuşanın; on sene sonra, Zeynep binti Cahş validemiz olduğunu...
Efendimizin çocuklarının doğum sırasının şöyle olduğunu; "Kasım, Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma, Abdullah (Tahir), en son olarak da Mariye validemizden İbrahim"
Hz. Fatıma'nın vefat tarihinin 22 Kasım 632 olduğunu...

SAHABELERİ
Sahabeden Abdullah bin Zeyd'e Rasulullah'ın vefatı haber verildiğinde "Rabbim gözlerimi al da, Habibim Muhammed'den başkasını görmeyeyim" dediğini...
Hz Ali (r.a.)'nın ashabın Nebiyyi Ekrem'e duydukları iştiyakı anlatma sadedinde; "Allah'a yemin olsun ki Rasulullah bizim aramızda mallarımızdan, çocuklarımızdan, anlarımızdan ve şiddetli susuzlukta elimize geçen soğuk sudan daha fazla sevgiliydi" dediğini...
Efendimizin "Kişi sevdiğiyle beraberdir" buyurmasının sahabeleri sevince boğduğunu... Hatta Enes bin Malik (r.a.)'in; "Sahabeler bu söze sevindikleri kadar hiçbir şeye sevinmemişlerdir" dediğini...
"Ey iman edenler seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin" (Hucurat:2) ayeti nazil olunca, Hz. Ebubekir'in "Ya Rasulullah! Yemin ediyorum ki, bundan sonra sizinle iki sır dostunun gizli konuştuğu gibi konuşacağım" dediğini...
Ashabı Kiramın, Efendimizle sohbette bulunurken edeplerinden başlarını kaldırıp, onun yüzüne bakamadıklarını. Sadece Hz Ebubekir ve Ömer'in kendisine zaman zaman bakıp gülümsediklerini Peygamber Efendimizin de tebessümle mukabelede bulunduklarını...
Bir gün Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer arasında ufak bir sürtüşme olduğunu... Bunun üzerine Allah Rasulunun şöyle buyurduğunu: "Cenabı Allah beni size Peygamber olarak gönderdi. Siz bana yalan söylüyorsun dediniz, Ebubekir beni doğruladı. Siz bana düşmanlık ederken o bana canıyla, malıyla siper oldu. Bari arkadaşımı bana bırakın"... Bu ifadelerin ashabı çok etkilediği ve bundan sonra Hz. Ebubekir Efendimizin hiçbir kimse tarafından en ufak bir şekilde bile incitilmediği ni...
Hz. Enes bin Malik'in (r.a.): "Rasulullah bütün ashabını arardı. Onların hiçbirisi Rasulullah yanında kendisinden daha değerli biri olduğu inancına kapılmazdı" dediğini...
Katade (r.a.), O'nun (Aleyhissalatu vesselam) ashabını anlatırken: "Alışveriş yaparlar, ticaretle meşgul olurlardı. Fakat Allah'ın hukukundan bir hak onlara yaklaştığı zaman ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymazdı. Nihayet onu Allah'a döndürürlerdi" dediğini...
Peygamberimizin Ensar'a hitaben: "Ben sizi tanıyalı beri, siz hep korku ve tehlike baş gösterdiği anlarda çoğalıyor ve menfaat ortaya geldiği zamanlarda azalıyorsunuz" buyurduğunu...
Bir gün Ahirzaman Nebisi (SAV)'nin Ebu Talha'ya; "Benden kavmine selam söyle ve tanıyalı beri onları hep onurlu ve sabırlı gördüğümü onlara bildir" buyurduğunu...
İbni Ömer'e (r.a.): Rasulullah'ın ashabını gülerler miydi diye sorulunca, "Evet, gülerlerdi. Fakat her birinin göğsündeki iman, dağlardan daha büyüktü" cevabını verdiğini...
Hakem bin Keysan esir edilip getirildiğinde Rasulu Ekrem'in ona İslam'ı anlatmak için çok uğraştığını. Hz. Ömer'in (r.a.); "Ya Rasulullah! Ne diye kendini bu kadar yoruyorsun? Bu adam hiçbir zaman Müslüman olmaz. Bırak boynunu vurayım da, anası olan cehennemin kucağına girsin" dediğini. Fakat Rasulullah'ın anlatmaya devam ettiğini. Sonucu da Hz. Ömer efendimizin şöyle anlattığını: " Bir de baktım ki adamcağız Müslüman oldu. Böylece geçmiş ve gelecekte beni mahcup etti. Kendi kendime dedim ki "Resûlullah'ın benden daha iyi bildiği bir hususta nasıl Rasûlullah'a muhalefet edebildim. Oysa maksadım Allah'a ve Rasulü’ne hizmet etmekti." Yine Hz. Ömer şöyle dediğini; "Hakem müslüman oldu. Andolsun onun İslâm'ı güzel oldu. Allah yolunda cihad etti. Ta ki Mauna kuyusunda şehid edildi. Binaenaleyh Rasulullah kendisinden razı olduğu halde şehid düştü ve cennete gitti."
Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) özel hizmetkârlarının Abdullah bin Mesud, Bilali Habeşi ve Enes bin Malik olduğunu...
Rasulullah'ın (Aleyhissalatu vesselam) ailesinin çarşıpazar alışverişi, ödünç para bulma ve sonra ödeme, misafirlere yemek hazırlama gibi işlerin Bilali Habeşi hazretlerinin uhdesinde oldu ğunu...
Amr bin As'ın (r.a.) Hicri 7. Yılda, Habeş Necaşisinin huzurunda Müslüman olduğunu... Geri dönerken biat üzere Medine'ye doğru yolunu çevirdiğini... Yolda kendisi gibi düşünen arkadaşları Halid bin Velid ve Osman bin Talha ile karşılaştığını ve üçü birden Peygamber şehrine gidip İslam'la müşerref olduklarını... Allah Rasulü'nün bu üç kahraman zatı görünce; "Mekke bize ciğerparelerini göndermiş" buyurduğunu...
Abdurrahman bin Afv hazretlerinin asıl adının Abdulamr olup bu ismin Müslüman olduktan sonra Rasulullah tarafından Abdurrahman olarak değiştirildiğini...
Nebiyyi Ekrem'in Hz. Cafer için "cennetin şakıyan kuşu" buyurduğunu. Bu mübarek insana iyilikseverliğinden dolayı Ebu'l Mesakin (Yoksulların babası) dendiğini...
Peygamberimizin Hz. Bilali Habeşi için; "Habeş'in ilk meyvesi", Hz. Süheyb için; "Rum'un ilk meyvesi", Selman hazretleri için de; "İran'ın ilk meyvesi" buyurduğunu...
Zübeyir Bin Avvam'ın sekiz yaşında iken Müslüman olup 18 yaşında hicret ettiğini...
Sa'd bin Ebu Vakkas'ın (r.a.) Hz. Peygamberin annesinin yakınlarından olduğundan, Efendimizin onu dayısı olarak takdim ettiğini ve "Bu benim dayım. Varsa böyle dayısı olan göstersin" sözleriyle iltifat buyurduğunu...
Hz. Peygamberin hizmetkârlarından Enes bin Malik'in Efendimizin (Aleyhissalatu vesselam) yaşamında gözlemlediği şeyleri not aldığını, aldığı bu notları zaman zaman Rasuli Ekrem'e takdim ettiğini ve Efendimizin gerekli yerlerde düzeltmeler yaptığını...
Asrı saadette Rasulullah'a simaen çok benzeyen bazı zatlar olduğunu... Bunların hadis ule maşınca şöyle sıralandığını; Cafer İbni Ebu Talib, torunu Hz. Haşan, Kuşem İbni İyas, amca oğlu Ebu Süfyan İbni Haris, Sâib İbni Ubeyd ve Enes İbni Rebia olduğunu...
Mir'at adlı eserde Efendimize en çok benzeyen sahabenin Enes bin Rebia (r.a.) olduğunu yazdığını... Enes bin Malik'in Enes İbni Rebia'yı ne zaman görse ağlayarak boynuna sarılıp; "Her kim Rasulullah'ı görmek isterse bu zatın yüzüne baksın" dediğini, Ahlaken de Efendimize çok benzeyen bu şanlı sahabenin bu benzeyişini halife Muaviye bin Süfyan'ın da işiterek kendisini sarayına davet ettiğini... Huzuruna girince de hemen ayağa fırlayarak kucaklayıp iki kaşının arasını öptüğünü, kendisine mal ve arazi verdiğini, Enes hazretlerinin malı kabul etmeyip, araziyi kabul ettiğini...
Serveri Ekrem'in çok sevdiği amcaoğlu Hz Cafer'e bir defasında; " Görünüşün ve karakterin bana çok benziyor" buyurduğunu...

SİYER
Merhum allame Ebu Hasen en Nedvi'nin bildirdiğine göre Urdu dilinin Arapça'dan sonra Siret (Efendimizin hayatı) hakkında en çok eser yazılan dil olduğunu...
İngiliz bilgini John Davenport'un; "Meşhur Peygamberler, kumandanlar, fatihler arasında hayatı Hz. Muhammed'in hayatı gibi en ince teferruatına kadar en vesikalı şekilde kayd ve zapt olan bir kimse gösterilemez" dediğini... 
               

BİBLİYOGRAFYA
1             Mevlana Şibli Numani, Siret'ün Nebi (2 Cilt), İz Yayınları, İstanbul, 2003.
2             Ali Himmet Berki  Osman Keskioğlu, Hz. Muhammed ve Hayatı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, (14. Baskı), Ankara, 1993.
3             Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, Tere: Prof. Dr. Salih Tuğ, Yeni Şafak promosyonu, Ankara, 2003.
4             Salih Suruç, Peygamberimizin Hayatı (2 Cilt), Nesil Yayınları, İstanbul, 1998.
5             Martin Lings, Hz. Muhammed'in Hayatı, İnsan Yayınları, İstanbul, 2003.
6             Safiyurrahman Mübarek el Furi, Er Rahikul Mahtum, Risale Yayınları.
7             Ebul Hasen en Nedvi, Rahmet Peygamberi, İz Yayınları, İstanbul, 2004.
8             Mevdudi, Hz. Peygamberin Hayatı, Pınar Yayınları, İstanbul.
9             Prof. Münir Gadban, Rasulullah'ın Hayatı Ve Metodu, Risale Yayınları, İstanbul.
10           Mahmud Şit Hattab, Komutan Peygamber, Bir Yayıncılık İstanbul, 1988.
11           Ahmed Cevdet Paşa, Kısası Enbiya, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1966.
12           M. Yusuf Kandehlevi, Muhtasar Hayatüs Sahabe, Ravza Yayınları, İstanbul, 2000.
13           Muhyiddin Akgül, Kur'an'da Hz. Muhammed'in Özellikleri, Işık Yayınları.
14           M. Hamidullah, İslam'ın Doğuşu, Beyan Yayınları, İstanbul, 2002.
15           T. W. Arnold, İntişarı İslam Tarihi, Akçağ Yayınları, İstanbul, 1971.
16           Vehbi Yıldız, Hakikat Güneşi, Nil Yayınları, İstanbul, 1996.
17           Muhammed Hamidullah, Hz. Peygamberin SAVaşları, Beyan Yayınları, İstanbul, 2002.
18           Muhammed Gazali, Fıkhu's Sire, Risale Yayınları, İstanbul,
2004.
19           Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, Beyan Yayınları, İstanbul, 2004.
*20 İrfan Yücel, Peygamberimizin Hayatı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1999.
21 M. Said Ramazan el Buti, Fıkhu's Siyre, İslami Edebiyat Yayınları, İstanbul, 2003.
.22 M. Ebu Zehra, Son Peygamber, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1997.
23: M. Zekeriyya Kandehlevi, FezaitiA'mal, Gülistan Neşriyat, İstanbul.'
24           Mehmed Emre, FetvalarCilt:l, Çile Yayınları, İstanbul, 1987.
25           Zekai Konrapa, Peygamberimiz, Kitabevi Yayınları, İstanbul,
2005.
26           İbrahim Bayraktar, Değişik Yönleriyle Hz. Peygamber, Işık Yayınları, İzmir, 1993.
27           Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınevi.
28           İhsan Süreyya Sırma, Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed, Beyan Yayınları, İstanbul, 1997.
29           Heyet, Büyük İslam Tarihi, Feza Gazetecilik, İstanbul, 1992.
30           Mehmed Göktaş, Nasıl Bir Rasuie İnanıyoruz, İstişare Yayınları.
31           Prof. Dr. İbrahim Canan, Hadis Ansik/opedisi18.Cilt, Feza Gazetecilik, İstanbul, 1994.
32           Hayati Ülkü, İslam Tarihi, Çile Yayınevi, İstanbul, 1982.
33           M. Fethullah Gülen, Sonsuz Nur, Nil Yayınları, İstanbul, 2007.
34           Kamil Miras, Tecridi Sarih Tercüme ve Şerhi—12 Cilt: Babanzade Ahmed Naim, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Ankara, 1982.
35           M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü’sSahabe, Tere: Ahmed Mey lani, Divan Yayınları, İstanbul, 1980.
36           Mustafa Asım Koksal, İslam Tarihi (18. Cilt), Şamil Yayınevi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder